Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir Özel Harekât polisinin “hendek operasyonları” anıları-1

Cizre bodrumları dahil “hendek operasyonları”nın tamamına katılan Özel Harekât polisinin anlattıkları yüzlerce insanın öldüğü sürece ilişkin devlet içerisinden ilk itiraf.

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Ahmet Gün, 9 yıllık meslek hayatının tamamını Özel Harekât polisi olarak Güneydoğu’da geçirmiş bir isim. Hendek sürecinde; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış.

Şahit oldukları, kendisine yönelik özeleştiri ve hesaplaşmasıyla Hendek Operasyonları’na ilk kez devlet içerisinden ışık tutuyor.

İSVİÇRE’DE AİLESİYLE MÜLTECİ KAMPINDA

Anlattıkları, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde uzun yıllar konuşulacak Hendek Operasyonları’nın anlaşılmasına eşsiz katkılar sunuyor. Kısmen de devletin Çözüm Süreci’ni kullanış biçimine.

Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında ailesiyle beraber yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirdim. Ahmet Gün ismini ben verdim.

HASTANEDE SARGILAR İÇİNDEYKEN MESLEKTEN İHRAÇ EDİLMİŞ

Hendek operasyonlarına katılmış, ağır insan hakları ihlallerine şahit olmuş, mayınla yaralanmış, hastanede sargılar içindeyken mesleğinden ihraç edilmiş ve yine yaralı halde tutuklanıp, 13 ay “Cemaat üyesi olmak” suçlamasıyla hapiste kalmış bir Özel Harekât polisi için röportaj vermek oldukça zor bir karardı.

Eşi ağır depresyon ilaçları kullanırken böyle bir karar vermek kimse için kolay olamazdı.

Üç bölüm halinde yayınlamayı düşündüğüm söyleşinin ilk bölümünü Cizre Bodrumları oluşturuyor.

BİRİNCİ BÖLÜM: CİZRE BODRUMLARI

Ahmet Gün, Polis Okulu’ndan mezun olduktan sonra 2008 yılında Özel Harekat Şubesi’nde göreve başlar.

İlk görev yeri olan Tunceli’ye atanır ardından Batman’a tayini çıkar. 9 yıl görev yaptığı Güneydoğu’da öncesi ve sonrasıyla Çözüm Süreci’ne, Kobani Olayları’na ve Hendek Operasyonları’na bizzat şahit olur.

Ülkücü bir ailede büyür ancak annesi Kürt’tür. Gençlik yıllarında Fethullah Gülen’in fikirlerinden etkilenir ve Cemaatle tanışıklığı da böylece başlar.

17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra Emniyet’te yoğun tasfiyeler Özel Harekât Dairesi’ni de etkiler. Ancak Ahmet Gün, görevden alınmaz. Bu durumu “Benim fişlenmem Hendek Operasyonları’nda oldu.” diye açıklıyor.

İNSANLIK DIŞI MUAMELEYE İTİRAZ EDEN “CEMAATÇİ” DİYE FİŞLENMİŞ

Gün, “Özel Harekât Şubesi’ndeki fişlemeyi hendek operasyonlarında yaptılar. Bunu sonradan farkettik. Hendek operasyonlarında yapılan faşistçe davranışları tasvip etmeyen, iştirak etmeyen herkesi cemaatçi diye fişlediler. Sonra da ihraç ettiler.

Hendekler kazılırken ağzını açan polisi ‘çözüm sürecine karşı’ deyip ‘cemaatçi’ diye fişliyorlardı, hendek operasyonları başladıktan sonra da yapılan insanlık dışı işlere karşı çıkmak cemaatçilik olmuştu.” diyor.

“TELSİZDEN AMİRİMİZ KONUŞTU: TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BAŞ ÜSTÜNDE BAŞ KALMASIN”

Hendek Operasyonları’nın en çok insan hakları ihlalleriyle gündeme gelen noktası Cizre’ydi. Özellikle de tarihe “Cizre Bodrumları” olarak geçen olaylar.

Ahmet Gün’le Cizre bodrumlarını konuşmaya başlarken kendisine yönelik bir özeleştiriyle söze girdi:

“Ben kendimi temize çıkarmıyorum, Allah o günlerden dolayı beni affetsin. Asla bir masuma kurşun sıkmadım ya da mala zarar vermedim ama en basiti istifa edebilirdim.

Şimdi ihraç edildim, ama o onurlu davranışı gösterebilirdim. O ortamlarda bulunmamalıydım. Geçmiş haneme hendek operasyonlarına görev yapmış bir insan yazdırmamalıydım.”

YAŞLI AMCA, KUCAĞINDAKİ TORUNU İÇİN YARDIM İSTEDİ

Ahmet Gün’e bunları Cizre operasyonunda şahit oldukları söyletiyor. Anlatırken oldukça duygulandığı ve kendisi için halkın çaresizliğini özetleyen olay, yaşlı bir Kürt amca ve kucağındaki torununa yapılanlardır:

“Cizre’de sokağa çıkma yasağında, çevirdiğimiz bir bölgede yaşlı bir amca kucağında 2 yaşlarında torunuyla çıktı. Çocuk hasta. Bizim kafatasçı elemanlardan biri izli mermi attı ki ‘kendisine tehdit oluştursun, korksun, geri dönsün’ diye. Hiç geri adım atmadı.

Bozuk Türkçesiyle ‘ya öldürün ikimizi beraber ya da bu çocuğu tedavi ettirin’ dedi. Evinin önünde de hendek var biz de o sokağı bekliyoruz. Polis arkadaşlarımdan biri ‘Bu artistliği hendek kazılırken yapacaktın’ dedi.

TORUNUNU HASTANEYE GÖTÜRMESİNE İZİN VERİLMEDİ

Yaşlı amca çok tarihi bir cevap verdi: ‘Benim telefon numarama bakın, 155’in kayıtlarına bakın ben kaç defa aramışım. Mahallemize tanımadığımız adamlar gelip gidiyor, buralara hendekler kazıyorlar, yığınak yapıyorlar, buna önlem alınsın dedim.

Bir defa bişey yaptınız mı? Ben 155’i aramaktan başka ne yapabilirim. 10 defadan az aradımsa benim şimdi hiçbir istediğimi yapmayın’ dedi.

Yine de amcanın orada torununu hastaneye götürmesine izin vermediler. Geri gönderdiler. Acil durumda ambülans çağırma yetkisi vardı, ama o da çağrılmadı. Torunu ağır hastaydı. Ölümü göze alarak gelmişti. Ne oldu onlara bilmiyorum.”

Ahmet Gün, operasyonların ilk günlerinde yaşadığı bu olaydan çok etkilenir, ancak 100 bin kişilik bir ilçeyi günler boyu sokağa çıkma yasağı altında tutmanın getireceklerinin daha başındadır.

BODRUMLARDA NELER YAŞANDI?

Ahmet Gün, “Cizre’de sokakta ceset görüp görmediğini” sorarak başlıyorum Cizre bodrumları bölümüne. Ancak anlattığı psikoloji bu soruyu anlamsız kılıyor.

“Kulaklarımla duydum.” diyerek kendilerine verilen talimatı anlatıyor: “Cizre’de telsizden Özel Harekât Daire Başkan Yardımcısı operasyonun önemini anlatırken ‘Taş üstünde taş gövde üstünde baş istemiyorum’ dedi. Bunu duyduğumda kalben buğz ettiğimi hatırlıyorum.

2016’nın başlarıydı. Benim kaldığım yerde sokakta ceset görmedim. Öyle bir ortam vardı ki ölenin hükmü zaten yoktu. Çocuğun tedavisine bile izin verilmeyen ortamda ölen ölmüş sokakta 10 gün yatsa önemi yoktu. O atmosfer, aldığınız emirler onu gerektiriyordu.

Terörle mücadelenin en büyük açmazlarından biri bu. Ben maalesef bugün edebiyat parçalıyorum, ama o günlerde yeri geldiği zaman biz de bu pozisyona giriyorduk. Çünkü şehit verdiğiniz zaman olay sizi çok etkiliyor. Beraber görev yaptığınız, zerre kadar bu operasyonların doğru olmadığını düşünen arkadaşlarımızdan da şehitler verdik.

“KALAN ADAM DA GRİ DEĞİLDİ”

Karşıdaki terörist ya da potansiyel terörist oluyor. Büyükse terörist, küçükse potansiyel terörist oluyor. Gri diye bişey yok.

Git deyince hemen devlete boyun eğmiş, çekmiş gitmiş kişiler beyazdı devletin gözünde. Çaresizlikten, gidecek yeri olmadığı için kalan adam da gri değildi. O coğrafyada hendek operasyonları döneminde kalmak ihanetin ta kendisiydi.

Çaresizlikten kalanlar dahi hain olarak görülüyordu. ‘Devlet git diyorsa gideceksin, gitmediysen bedelini ödersin’ deniyordu.

Üç beş günde brifingler yapılırdı, ‘Gidecekler arkadaşlar, gitmek zorundalar, başka alternatifi yok. Vatanın bekası, ya devlet başa ya kuzgun leşe mantığıyla konuşuluyordu, özel harekâtçılara zercedilen düşünce buydu.

Zaten çok da farklı düşünmeye çalışan da yoktu. Bizim özel harekâtçıların çoğu Ülkücü düşünceye sahip zaten farklı düşünmek de istemiyorlar. Ben de Ülkücü bir ailede yetiştim.

Bir de arkasında koca devleti bu şekilde gördüğü zaman onun önünde durmak gerçekten imkansız. Tamamen bir suç makinesine dönüyor ondan sonra ShordLand’ın arkasına adamı bağlayıp sürüyor ve zerre kadar beis görmüyor.”

“BODRUMLARDAKİ VAHŞETİ BAŞLATAN DOKUNUŞ AMBÜLANSLARA ATEŞ EDİLMESİYDİ”

Ahmet Gün, oluşturulan bu atmosferde emirle haraket eden kişilerin çok sağ duyulu, hukuka demokrasiye uygun davranmasının mümkün olmadığını, bu zeminin yokedildiğini söylüyor.

Gün’e göre sorun “emir”lerdeydi ve tüm süreç boyunca çok kritik yerlerde kritik dokunuşlar yapıldı. Cizre Bodrumları olarak tarihe geçen olaydaki kritik dokunuş ise ambülanslara ateş edilmesiydi:

“Orada üç tane bodrum sözkonusuydu. Çocukların yaşlıların, kadınların ve yaralıların olduğunu biliyorduk. Bu insanlara terörist diyemeyiz ama en azından kendilerince pasif direniş gösteren insanlar. Devlet evini yurdunu bırak git demiş, yer göstermeden.

Bunlar kalan insanlar. Terörist demek hepsine insanın dilini lal eder. Niye çıkmadılar diyemiyorsunuz. Böyle bir hakkımız yok. Herkesin yurdu yuvası hayatı.

ARALARINDA TERÖRİST DE VARDI, FAKAT HERKESE TERÖRİST DENİLİYORDU

Teröristler de vardı. Ama medyada hepsine terörist deniyordu. Örgüt 2000’li yıllardan beri sahip olduğu stratejisinde 7 kişinin üzerinde gruplar halinde bir arada olmadı.

O bodrumlardan 120 ceset çıkartıldı. 120 PKK’lının birarada olduğu iddiasına Güneydoğu’da görev almış hiçbir güvenlik görevlisi inanmaz. Örgütün gerçekleriyle bağdaşmıyor. Masum insanlar kesinlikle vardı bu bir. İkincisi çocuk, yaşlı kadın cesetleri çıkarıldı oradan.

Orada devlet iş çıkmaza girdikçe, şehit verdikçe canavarlaştı. Çıkmayanlar da iş çığırından çıkınca, bodrumlara sığındılar. Ambülanslar yanaşamaz oldu.

Cizre Şırnak’tan büyük, bağlı olduğu ilden büyük. Askeri dehanız ne kadar büyük olursa olsun içinden çıkamazsınız. Tanklarla evlere saldırma noktasına geldi iş. Savaş hukuku bile kalmadı.

AMBÜLANSA ATEŞ AÇILIYORDU

Bodrumlardakiler ilk günlerde ambülans çağırdılar. Hastalar ve yaralılar için. Ama ambülanslara ateş açılıyordu bu net.

Hasta ve yaralıların alınmamasını ‘ambülanslara bile ateş açılıyor biz ne yapabiliriz’ diye açıklıyorlardı, ama bu ateşi güvenlik güçleri içerisindeki bir kliğin yapmaması için hiçbir gerekçe yok. Kesin devlet görevlileri yapmıştır demiyorum ama olma ihtimali çok yüksek.

Ambülanslara ateş açılması çok kirli bir işti. Çalıştığım arkadaşlarım yönüyle çok uzak gelmiyor bana. Maalesef o zaman bu kadar acımasız olabileceklerini görmemiştim, sahiplenme duygusu vardı.

O süreçte öyle bir atmosferde çok şehit veriyorsunuz, orada Hz. Ali tavrı takınamıyorsunuz, o sağduyuyu gösteremiyorsunuz. Orada şehit gelince ondan sonra ambülansa da ateş eder, başka şey de yapar. İşi böyle bir çıkmaza soktular.

Çok kritik yerlerde çok kritik dokunuşlarla iş bu raddeye getirildi. Tıpkı 15 Temmuz 2016’da köprüyü tutmak gibi. Ambülanslara ateş açmak Cizre bodrumları olayındaki en kritik dokunuştu. Kesinlikle sıradan iş değildi.

“HERŞEY TIRNAK İÇİNDE KANUNA UYGUNDU”

Ahmet Gün, bodrumların bulunduğu bölge ablukaya alındıktan sonra kendilerini de yıpratan bir şekilde sürecin ilerletildiğini söylüyor:

“Orada tırnak içinde hiçbir biçimde kanundan nizamdan çıkılmıyor. Etraf çevrilmiş, kimsenin girmesine ve çıkmasına izin verilmiyor. Bir tek ambülansların girişine izin var, teröristler ateş ettiği için sözde onlar da giremiyor.

Her şey kanuna uygun tırnak içinde. Kimse kimseye de sivil öldür demiyor. 9 yıl görev yaptım Güneydoğu’da, bu iş, bu yöntem emir vermekten daha tehlikeli. Emir verilse sınırları belli olur hiç olmazsa.

20 saat orada bizi araç içinde bekletiyorlar, günler boyu sürüyor, içeride 120 insan var ve emir de yok. Emir de olmayınca sınırlar da bilinmiyor. Emir alsak daha az şeyler yaşanırdı. Askerle polis arasında kavgalar bile çıkıyordu. 100 bin kişilik ilçede 24 saat kesintisiz sokağa çıkma yasağı uyguluyorsunuz.”

“BODRUMLARDAKİLERİ SAĞ ÇIKARMANIN KONUŞULDUĞUNU SANMIYORUM”

Bodrumların ablukaya alınmasından sonra içeridekilerin sağ çıkartılmalarıyla ilgili bir emir almadıklarını söyleyen Ahmet Gün, bunun amirleri arasında konuşulup konuşulmadığı sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

“Yukarıda amirlerimizin bu insanların dışarı çıkartılmaya çalışılması için konuştuklarını sanmıyorum. Konuşulsa devletin elinde fazlasıyla bu tip ekipmanlar vardı. Gaz bombaları vardı. Uyutursunuz oradaki insanları, bayıltırsınız. Ya da hiçbir şey yapmadan beklersiniz, zaten ablukaya almışız.

Ne kadar dayanacaklar açlığa susuzluğa, teslim olurlardı. Bu en basitiydi. Bayıltacak, geçici körlük, sağırlık yapacak gazımız, bombamız vardı. Bu yöntemlerin yanından dahi geçirilmedi. Bunların yerine tanklarla müdahale edildi.”

“TANKIN DÜĞMESİNE BASTILAR”

Bodrumlara operasyon başlatılması kararının nasıl alındığı sorusuna ise şöyle cevap veriyor Gün:

“Operasyon yoktu ki. Size de düğmeye gösterseler yaparsınız. Basıyorsunuz tank mermisi evi hallaç pamuğu gibi atıp altını üstüne getiriyor. Bodrumlara yapılan operasyon değildi. Ölen tank mühimmatının patlamasıyla öldü yüzde 99. Ölmeyen de de kavruldu gitti. Polisi ikinci faktörde tuttular, askeri soktular.

Onlarca çocuk cenazesi çıktı bodrumlardan, bırakın benim müşahademi uluslararası raporlara geçti yanmış çocuk, kadın cesetleri.

İş başından kurguydu. Hendekler göz göre göre kazdırıldı, sonra da operasyon uzatma ve yıkımın boyutunun büyümesi üzerine sürdürüldü.

PKK için de o süreçte ölen insan sayısı hiç önemli değildi. Sivil olmuş, olmamış. Suriye’deki şehir çatışmalarındaki tecrübelerini Hendek operasyonlarında elde ettiler.

Betonla yapılmış yerler vs. PKK’nın amacı üstün gelmek değildi. Devletin amacı da terörü bitirmek değildi.”

YARIN:

“En az 20 kişi gözümün önünde eşek sudan gelinceye kadar dövüldü. İnsana vuruyor gibi değil…”

“Arkadaş, video çekmeye başlayıp joistikle nişan aldı…”

“Duvarlardaki Esadullah Timi ve Asakir’i Mansure-i Muhammediye yazılarını yazanlar…”

“Hendeklerin kazılmasını seyrettik…”

YAZI DİZİSİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

YAZI DİZİSİNİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

 

Okumaya devam et
Reklamlar

BOLD ÖZEL

Hükümetin kapalı kaldığı her hafta ABD 27 milyar dolar eriyor

ABD'de Trump ile Demokratlar arasındaki duvar krizi sebebiyle federal hükümet 1 aydır kapalı.

ABD Başkanı Trump, Meksika sınırına örülecek duvar için Demokratların çoğunluğa sahip olduğu Kongre’den 5,7 milyar dolar ödenek alamadı. Restleşme yüzünden federal hükümet kapatıldı. 800 bin kamu görevlisi bir aydır maaş alamıyor. Beyaz Saray ekonomistleri kepenk indirmenin haftalık maliyetini çıkardı. 

New York (BOLD)- ABD Kongresi’nde Demokratlar ile Başkan Donald Trump (Cumhuriyetçi) arasında yaşanan “Meksika duvarı için ödenek” tartışmaları ülkede federal çalışmaları durma noktasına getirdi. 

Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin (CEA) revize edilen ekonomik raporunda ‘kepenk kapatmanın’ ülke ekonomisine haftalık maliyeti hakkında çarpıcı bir rakam yer aldı. CEA raporuna göre ABD ekonomisi federal hükümetin kapalı kaldığı her hafta yüzde 0,13 küçülüyor.

EKONOMİ YÜZDE 0,13 KÜÇÜLÜYOR

Gayri safi yurtiçi hasılanın 2018 sonu itibarıyla 21,3 trilyon dolar olduğu dikkate alındığında kepenklerin kapalı her hafta ABD ekonomisi 27 milyar dolar daralıyor.      

Kongre’nin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirten Hassett, “Hükümetin kapalı olduğu her hafta ekonominin büyümesini yüzde 0,13 oranında küçültüyor. Federal çalışanların maaş almamasından dolayı tüketimi azaltıyor. Bu da büyümeyi olumsuz etkiliyor.” dedi.

Bu durumun ülke ekonomisine tahmin edilenden daha büyük zarar vereceği belirtildi. Federal hükümet yaklaşık 800 bin çalışanına bir aydır maaş ödemiyor. Bazı federal çalışanların izne ayrılıp uygulama üzerinden araç çağırma sistemi olan UBER gibi şirketlerde şoförlük yapmaya başladığı ifade edildi.

Çalışanların maaş alamadığı için tüketimi azaltması ABD ekonomisinin yüzde 70’ini oluşturan tüketici harcamaları üzerinde baskı oluşturabileceği kaydedildi.

BEYAZ SARAY’DAN EKONOMİ UYARISI  

Beyaz Saray’da görev yapan ekonomi danışmanlarının Başkan Trump’a hükümetin kapalı kalmasının ekonomiye daha büyük zarar vereceğine dair endişelerini dile getirdiği belirtildi.

Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin (CEA) revize edilen ekonomik raporunda ‘kepenk kapatmanın’ ülke ekonomisinde daralmaya yol açabileceği dile getirildi. CEA Başkanı Kevin Hassett, hükümetin kapanmasından Demokratları sorumlu tuttu.

Kongre’nin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirten Hassett, “Hükümetin kapalı olduğu her hafta ekonominin büyümesini yüzde 0,13 oranında küçültüyor. Federal çalışanların maaş almamasından dolayı tüketimi azaltıyor. Bu da büyümeyi olumsuz etkiliyor.” dedi.

“Kepenk kapatmanın devam etmesi halinde bunun ekonomiye daha büyük zarar vereceğini” belirten Hassett, hükümetin tekrar açılması ile birlikte bir toparlanma yaşanabileceğine dikkat çekti.

EKONOMİYE OLAN GÜVEN AZALIR 

Bazı ekonomistler siyasilerin bütçe konusunda anlaşamaması durumunda bunun “işletme ve tüketicilerin ekonomiye olan güvenlerine zarar verebileceği” uyarısında bulundu.

Ekonomistler, piyasaların ABD-Çin arasında devam eden ticaret savaşı sebebiyle kaygılı olduğuna işaret ederek, güven eksikliğinin devam etmesi halinde 2008 mali krizinden sonra en büyük büyüme oranını yakalayan ABD ekonomisinin daralabileceğini kaydetti.

Danışmanlık şirketi Pantheon Macroeconomics’in Baş Ekonomisti Ian Shepherson, “Hükümet kapalı kalmaya devam ederse ekonomi ilk çeyrekte yavaşlar, asıl soru ikinci çeyrekte ne olur? Ne kadar uzun sürerse ekonominin toparlanması o kadar uzun sürer.” değerlendirmesinde bulundu.

Economic Outlook Group’un Küresel Baş Ekonomisti Bernard Baumohl hükümetin kapalı kalması ile ilgili, “Bu ekonomik genişlemeyi raydan çıkarma tehdididir.” değerlendirmesinde bulundu.

Baumohl, “federal çalışanların harcamalarını kısıtlaması zaten yavaşlaması planlanan otomotiv ve konut piyasaları için endişe verici” olduğunu belirtti.

FEDERAL ÇALIŞANLARIN YILLIK MAAŞ ORTALAMASI 77 BİN DOLAR

The New York Times gazetesinin analize göre her federal çalışan en az 5 bin dolarlık bir gelirden mahrum kaldı. Bu da federal çalışanlar için günlük yaklaşık 200 milyon dolara tekabül ediyor. Analize göre federal çalışanların yıllık ortalaması 77 bin dolar. Her 5 çalışandan biri yılda 50 bin dolar maaş alıyor.

Çalışanların 1 aydır maaş alamaması tüketici harcamalarını direk etkileyen önemli bir etken olarak gösteriliyor. 

Trump, Demokratlardan Meksika sınırına yapmak istediği duvar için ödenek alamadığı için hükümeti kapalı tutmakta kararlı. 30 gündür kapalı olan hükümet, ABD tarihinin en uzun süreli kapalı hükümet olarak kayıtlara geçti. Bundan önceki en uzun süreli hükümet kapanma vakası (1995-1996) eski başkan Bill Clinton döneminde yaşanmıştı.

FEDERAL ÇALIŞANLAR MAAŞLARINI NE ZAMAN ALACAK?

Siyasilerin anlaşması ile birlikte Başkan Trump’ın hükümeti açması halinde izne çıkarılan kamu çalışanları maaşlarını geri dönük alabilecek. İzne çıkarılmayan temel kamu hizmetlerinde çalışanların da maaşları kesiliyor ama onlar çalışmayı sürdürüyor.

Ordu mensupları ile hava trafik kontrolü, sağlık hizmetlerinin önemli bölümü, afet yardım çalışmaları, elektrik idaresi, cezaevleri, sosyal güvenlik ve diğer kamu yardımları alanında çalışanlar genellikle kapatma dönemlerinde çalışmaya devam ediyor. Fakat birçok diğer kamu faaliyeti sekteye uğruyor.

TRUMP DUVAR İÇİN 5,7 MİLYAR DOLAR İSTİYOR

Başkan Trump, Meksika sınırına inşa etmek istediği duvar için Kongre’den 5,7 milyar dolarlık ek ödenek istiyor. Kongre’deki Demokratlar ise 1,3 milyar dolar seviyesinde bulunan ödeneğin artırılmasına karşı çıkıyor.

ABD Temsilciler Meclis Başkanı Demokrat Nancy Pelosi, Trump’a “hükümeti hemen aç, biz görüşmelere devam ederiz” teklifinde bulunuyor. Trump ise ödeneği almadığı sürece hükümeti açmayacağını ifade ediyor.

ABD’de hükümetin resmen “kapanması” ne anlama geliyor?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Krizdeki inşaat sektörüne yabancı dopingi

Krizdeki inşaat sektörü yabancıya satışlarla nefes aldı. 2018'de yerli satış düşerken, yabancıya satışta rekor artış yaşandı.

Ekonomik krizi derinden hisseden inşaat sektörü, içeride satışlar düşünce yabancılara yöneldi. Türk Lirası’nın dolar ve euro karşısında yüzde 40’ın üzerinde değer kaybetmesini fırsata çeviren yabancılar 2018’de Türkiye’den 40 bine yakın konut aldı. Böylelikle, 2018’de Türkiye’de konut satışları yüzde 2,4 düşerken, yabancıya satışlar yüzde 78,4 arttı. 

BOLD – Türkiye genelinde 2018 yılında 1 milyon 375 bin 398 konut satış sonucu el değiştirdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de konut satışları 2018 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 2,4 düştü. Konut satışlarında 2018 yılında, İstanbul 234 bin 55 konut satışı ve yüzde 17 pay ile ilk sırayı aldı.

2017 yılında ise konut satışları yüzde 5,1 gibi yüksek oranda artış göstermişti. 2017’de Türkiye’de 1 milyon 409 bin 314 konut satılmıştı.

EN AZ KONUT HAKKARİ’DE SATILDI

Satış sayılarına göre İstanbul’u, 131 bin 161 konut satışı ve yüzde 9,5 pay ile Ankara, 75 bin 672 konut satışı ve yüzde 5,5 pay ile İzmir izledi. En az satış ise 159 konut ile Hakkari’de gerçekleşti. Türkiye genelinde satılan konutların 276 820 tanesi ipotekli, 1 milyon 98 bin 578’i ise diğer satış türünde gerçekleşti.

YABANCIYA SATIŞTA REKOR ARTIŞ

Türkiye genelinde 2018 yılında yabancılara 39 bin 663 konut satıldı. Yabancılara yapılan konut satışları 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 78,4 oranında arttı. Özellikle yaz aylarında yaşanan döviz krizi, TL’nin yabancı para birimleri karşısında yaşadığı değer kayıpları, Türkiye’yi yabancılar için daha cazip hale getirdi. Bunun sonucunda 2018, yabancıya konut satışında rekor yılı oldu.

2017 yılında ise yabancıya satışlar sadece yüzde 22,2 artmıştı. Satılan konut adedi ise 22 bin 234 olarak gerçekleşmişti.

Yabancılara yapılan konut satışlarında 2018 yılında ilk sırayı 14 bin 270 konut ile İstanbul, ikinci sırayı 7 bin 938 konut ile Antalya aldı. Antalya’yı 2 bin 720 konut satışı ile Bursa ve 2 bin 133 konut satışı ile Ankara izledi.

(Kaynak: TÜİK)

EN ÇOK IRAK VATANDAŞLARI ALDI

Yabancılara 2018 yılı Aralık ayında ise 4 bin 560 konut satışı gerçekleşti. Yabancılara yapılan konut satışlarında, Aralık 2018’de ilk sırayı 2 bin 170 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul ilini sırasıyla 744 konut satışı ile Antalya, 252 konut satışı ile Bursa, 251 konut satışı ile Ankara izledi.

Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Irak vatandaşlarına yapıldı

Irak vatandaşları 2018 yılında Türkiye’den 8 bin 205 konut satın aldı. Irak’ı 3 bin 652 konut ile İran, 2 bin 718 konut ile Suudi Arabistan, 2 bin 297 konut ile Rusya Federasyonu ve 2 bin 199 konut ile Kuveyt izledi.

Aralık ayında ise Irak vatandaşları Türkiye’den 897 konut satın aldı. Irak’ı sırasıyla, 435 konut ile İran, 268 konut ile Suudi Arabistan ve 257 konut ile Rusya Federasyonu izledi.

KADINLARIN KONUT SAHİPLİĞİ ARTIYOR

Türkiye genelinde 2018 yılında, erkekler yüzde 57,4 pay ile 790 bin 6, kadınlar yüzde 30,6 pay ile 421 bin 286 konut sahibi olurken, 26 bin 877 konut (yüzde 2) kadınlar ve erkekler tarafından ortaklaşa alındı.

İstanbul 65 bin 166 konut satışı ve yüzde 15,5 payla Türkiye’de kadınlar tarafından en fazla konut satın alınan il oldu.

Dolar artışını fırsata çeviren yabancılar 10 ayda 30 bin 431 konut satın aldı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ünlü filozof Noam Chomsky: ABD Suriye’den çekilirse Türkiye, Kürtlere saldırabilir

Prof. Dr. Noam Chomsky, Türkiye'nin Suriye'deki rolü ve ABD'nin bölgeden çekilmesini BOLD'a değerlendirdi.

New York (BOLD)- Dünyaca ünlü filozof ve tarihçi Prof. Dr. Noam Chomsky, Türkiye’nin Suriye’deki rolü ve ABD’nin bölgeden çekilmesini BOLD’a değerlendirdi.

Chomsky, Türkiye’nin Suriye’de Kürtlere karşı nasıl hareket edeceği konusunda “emin olmanın zor olacağını” söyledi. Taraflar arasında şu ana kadar yapılan müzakereleri “sinirli” diye nitelendiren Chomsky, “ABD askerleri geri çekilirse Türkiye’nin Kürtlere yönelik saldırıları genişletme tehlikesi var.” ifadelerini kullandı.

TRUMP, TÜRKİYE’Yİ AÇIKTAN TEHDİT ETTİ

ABD Başkanı Donal Trump 14 Ocak’ta Twitter üzerinden ağır sözler sarfetmişti. Trump, “Kürtleri vurursa Türkiye’yi ekonomik olarak mahvederiz.” sözleri ile Türkiye’yi açıktan tehdit etmişti.

Trump’ın tweeti doları yeniden 5,50 TL’nin üzerine çıkmasına sebep olmuş, yatırımcılar arasında, “2018 yılı ağustos ayında pastör Andrew Brunson krizi ile kur şokuna maruz kalmıştık. Yeni bir ağustos krizi mi?” sorusu öne çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, söz konusu tweetlerin üzerinden 24 saat geçtikten sonra ilk değerlendirmesini yapmıştı. Erdoğan, “Sayın Trump’ın o tweetleri beni ve arkadaşlarımı üzdü.” demekle yetindi.  

“ABD KÜRTLERİ SATMAYA HAZIRLANIYOR”

Chomsky daha önce ABD’nin Türkiye ile anlaşarak Kürtlerin Menbiç’ten çıkarılması planına sert tepki göstererek, “ABD’nin Kürtleri bir kez daha satmayı planladığı anlamına geliyor.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Trump’tan Türkiye’ye tehdit: Kürtleri vurursanız ekonominizi mahvederiz

Okumaya devam et

Öne çıkanlar