Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

12 yıl ceza alan Yargıtay üyesi: Kürsüde olsaydım belki de zulmeden olacaktım, Allah’a hamd olsun ki mazlumum

Eski Yargıtay Üyesi Ali Alçık ailesine gönderdiği mektupta, “Zulmedenlerden olmadığım için hamd ediyorum.” dedi.

12 yıl hapis cezasına çarptırılan ve Kırıkkale Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yargıtay Üyesi Ali Alçık, yaşadığı rahatsızlıklara rağmen metanetini muhafaza ediyor.

Alçık yakınlarına yolladığı mektupta, “Mağdur rolünde olmasaydım belki de zulmeden olacaktım.” dedi.

8 YIL HAPİS CEZASI YARGITAY TARAFINDAN12 YILA ÇIKARILDI

2013 yılı Aralık ayından beri Yargıtay üyesi olan Ali Alçık, 15 Temmuz’dan sonra meslekten ihraç edildi ve tutuklandı. Yargıtay’da görülen davasında 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza yarı oranda artırılarak 12 yıla çıkartıldı. Heyet, takdir indirimine de gitmedi.

Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevi’nde hücrede tutulan Ali Alçık’ın önemli sağlık problemleri bulunuyor. Birkaç defa atak geçirmesi, hücresinde baygın bulunması gibi durumlara rağmen tek başına tutulmaya ve tutukluluğunun devamına karar verildi.

Alçık, aldığı ceza sonrası üzülen ailesi, yakınları ve dostlarına hitaben bir mektup kaleme aldı.

ESKİ YARGITAY ÜYESİ ALİ ALÇIK’IN MEKTUBUNUN TAM METNİ

Sevgili ailem;
Kıymetli akrabalarım;
Can dostlarım;

Aldığım cezadan dolayı hepinizin üzüldüğünü biliyorum. Selam gönderen, teselli eden, dua eden, üzülen bütün herkese çok çok teşekkür ediyorum.

İnsan madem yaratılmış, madem bu dünyaya gönderilmiş ve madem imtihanlarla kömür ve elmas ruhlular ayrılmak istenmiş o zaman bu tür sıkıntıların olması tabiidir. Herkesin başına gelebilir.

Ben bugün sanık olmasam belki de kürsüde olsaydım yine ayrı bir imtihanda olacaktım. Mağdur rolünde olmasaydım zulmeden rolünde olacaktım büyük bir ihtimalle. Allah’a binlerce kez şükrolsun ki “mazlum” rolünde olmayı takdir etmiş.

Bu tür imtihanlar gösteriyor ki asıl büyük dava var insanın başında. O dava da ebedi bir mutluğu kazanma davasıdır. Bu davalar, yargılamalar asıl davanın yanında bir hiçtir. Lafını bile etmeye değmez.

İnsan asıl davayı kaybettikten sonra buradaki üç günlük dünya davalarını kazansa ne olur ki? Neyi kazanmış olur ki? Ebedi bir mutluluğu kaybettikten sonra üç günlük mutluluğun ne faydası olur insana?

Onun için bu yargılamalara bakıp üzülmemeliyiz boş yere. Burada çekilen sıkıntılar ve musibetler öbür alemdeki büyük davanın cevap şıklarıdır. Önemli olan buradaki cevap şıklarını doğru cevaplayabilmek, doğru tepkiyi verebilmektir. Doğru cevap şükretmek ve sabretmektir.

Sevdiklerim, bütün bunlar geçicidir. O’nun takdiri ve rızası ile olmaktadır. O halde O’ndan gelene hoşgeldin sefa geldin diyelim hep beraber.

Dua ve selametle kalın.”

Duanıza muhtaç Ali Alçık

HÜCRESİNİ ÇİZMİŞTİ

Ali Alçık tek başına kaldığı hücresini başka bir mektubunda çizmişti. Tek kişilik hücrelere masa verilmediği için, yemeklerini yatağının üzerinde yemek zorunda kalan

Alçık’ın odasını tarif ettiği çizim

Gündem

MİT Bölge Başkanı Dink cinayetini araştıran ekibe: “Kırıntı sizi fırına götürür”

MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın Dink cinayetiyle ilgili bilgi talebine: ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ dediği doğrulandı. 12. yılında MİT-Genelkurmay hattında çok önemli bilgiler.

Dink Ailesi müdahil avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu’nun, 12. yılında Hrant Dink cinayetiyle ilgili süreci özetleyen ve çok önemli yeni ayrıntılar veren röportajı Agos Gazetesi’nde yayınlandı.

Yetvart Danzikyan’ın röportajı şöyle:

Öncelikle şöyle başlamak isterim. Eğer soruşturmanın genişletilmesi talepleriniz kabul edilmezse ya da yargı yeni bir soruşturma başlatmazsa, kamu görevlilerinin yargılandığı mahkeme sürecinin artık yavaş yavaş sonuna yaklaştığımızı söyleyebilir miyiz?

Hrant Dink’in ‘hedef kişi’ hale getirilmesi, cinayet için uygun zemin yaratılması süreci ile Hrant Dink Cinayeti arasında doğrudan bağ bulunduğunu müdahil taraf olarak cinayetin işlendiği tarihten bu yana beyan etmekteyiz. Hrant Dink’i ‘hedef kişi’ haline getiren, Hrant Dink hakkında görülmekte olan davalarda adliye binası içinde ve dışında eylem yapan, Hrant Dink’e fiziki saldırı girişiminde bulunan kişilerin cinayet ile bağları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmadı. Hrant Dink’e yönelik tehdit atmosferi ve/veya Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisine sahip ve cinayeti önleme yükümlülükleri ve olanakları olan devlet görevlilerinin bir kısmı hakkında iddianame düzenlenmedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından etkin bir soruşturma yapılmadığı için Hrant Dink cinayeti tüm boyutları ile açığa çıkarılmadı. Anayasa Mahkemesi’ne bu gerekçelerle yaptığımız ve sonuçlanmasını beklediğimiz bir başvurumuz bulunmakta. Anayasa Mahkemesi tarafından başvurumuz kabul edilir, ihlal kararı oluşturulur ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu konularda etkin bir soruşturma yürütülür, ek iddianame düzenlenir ise Hrant Dink Cinayeti birçok boyutu ve yönü ile açığa çıkarılmış ve bütünlüklü bir yargılama yapılmış olur. Bu durumda da davada kararın çıkması uzun bir süreyi gerektirecektir. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilmez, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeni bir soruşturulma başlatılmaz ve Mahkeme tarafından müdahil taraf olarak soruşturmanın genişletilmesi taleplerimiz bütün olarak veya büyük ölçüde karşılanmaz ise sanık savunmalarını ayrı tuttuğumuzda, davanın sonuçlanmasına yaklaştığımız söylenebilir.

DİNK GENELKURMAY’IN TALEBİ ÜZERİNE MİT TARAFINDAN TEHDİT EDİLMİŞ

Peki gelinen aşamada elimizde ne var? 2018 kritik görevdeki isimlerin ifadeleriyle ve tanık ifadeleriyle geçti. Belki detaya girmek istemeyebilirsiniz ama cinayetin aydınlatılması ya da kimin neyi yaptığı/yapmadığı bahsinde önemli ifadelere ya da bulgulara ulaşıldı mı?

Cinayetin işlenmesi sonrasında müdahil taraf olarak cinayetin işlenmesi ve sonrasında yaşananlar ile ilgili iddia ve beyanlarımız, soruşturmalar ve açılan davalarda alınan ifadeler ve dosyalara giren belgeler ile doğrulandı. Soruşturma ve davada açığa çıkan, doğrulanan çarpıcı birkaç husustan bahsetmek isterim.

1. Hrant Dink ile 24 Şubat 2004 tarihinde İstanbul Valiliği’nde MİT İstanbul Bölge Başkanlığı görevlileri Özel Yılmaz ve Handan Selçuk ile İstanbul Vali Yardımcısı Ergün Güngör’ün katılımı ile bir görüşme gerçekleşmişti. Özel Yılmaz savcılık sorgusunda, 24 Şubat 2004 tarihinde Hrant Dink ile İstanbul Valiliği’nde gerçekleşen bu görüşmenin Genelkurmay Başkanlığı tarafından istendiğini, Genelkurmay Başkanlığı’ndan MİT Müsteşarı’nın arandığını, MİT Müsteşarı’nın MİT İstanbul Bölge Başkanı’nı ve MİT İstanbul Bölge Başkanı’nın da İstanbul Valisi’ni aradığını, görüşmenin İstanbul Valiliği’nde yapılmasının karara bağlandığını beyan etti. Özel Yılmaz, ifadesi ile, Agos Gazetesi’nde Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğu iddiasını içeren habere yönelik ağır ifadeler içeren basın açıklaması yapan Genelkurmay Başkanlığı’nın, basın açıklaması ile yetinmediğini; Hrant Dink’in ‘had bildirme’ çabası olarak tarif ettiği İstanbul Valiliği’ndeki görüşmenin de, Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği ve talimatı ile gerçekleştiğini ortaya koydu.

2. Müdahil taraf olarak salt Hrant Dink’e yönelik yaşananların Hrant Dink’in talebi aranmaksızın koruma tedbiri alınmasını zorunlu hale getirdiğini; kaldı ki Hrant Dink’e yönelik yaşananların yanı sıra 2004 yılında Trabzon’da bombalı saldırı eylemi düzenleyen Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e eylem yapılacağı bilgisinin de 15 ve 17 Şubat 2006 tarihleri itibari ile İstanbul ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile Emniyet Genel Müdürlüğü görevlilerinin bilgisi dahilinde olduğunu iddia ve beyan etmekte idik. Hrant Dink’e yönelik tehdit ve saldırıların yoğunlaştığı, Hrant Dink’e ‘Türklüğe Hakaret’ ettiği suçlaması ile haksız hükmün kurulduğu tarihlerde, 2005 yılının Aralık ayında Orhan Pamuk’a ‘terör örgütlerinin hedefi olduğu hususunda herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamasına’ , ‘somut bir tehdit tespit edilmemesine’ rağmen ‘münferit sataşmalar olabileceği’ olasılığı üzerinden, Orhan Pamuk’un talebi olmamasına rağmen İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün teklifi üzerine İstanbul Valiliği tarafından resen koruma tedbirleri alındığına dair yazışmalar ve belgeler dava dosyasına getirtildi. Orhan Pamuk’a yönelik ‘somut bir tehdit’ olmamasına ve ‘münferit sataşmalar’ olasılığını bertaraf etmeye yönelik resen sağlanan koruma tedbirinin –ki Orhan Pamuk için alınan koruma tedbiri doğru bir tedbirdi- öldürüleceğine dair bilgi-istihbarat olmasına rağmen Hrant Dink’e neden sağlanmadığı hususunun, çok daha güçlü olarak beyan edilmesi mümkün hale gelmiş oldu.

3. Hrant Dink Cinayeti ile ilgili 2008 yılı Ekim ayında rapor hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu üyelerinin İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak bilgilerine başvuruldu. Başbakanlık Teftiş Kurulu üyelerinin Hrant Dink cinayeti ile incelemeleri-görüşmeleri kapsamında Trabzon’da MİT Bölge Başkanı ile de görüştükleri, bu görüşmede MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın Hrant Dink cinayeti ile ilgili herhangi bir bilgilerinin olmadığına yönelik beyanı üzerine Başbakanlık Teftik Kurulu üyelerinin cinayet ile ilgili ‘Hiç yoksa bize kırıntı verin’ sözlerine MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ diye yanıt verdiği iddiası tarafımızdan Başbakanlık Teftiş Kurulu üyelerine soruldu. Başbakanlık Teftiş Kurulu üyeleri görüşmede Hrant Dink cinayeti ile ilgili ‘kırıntı’ bilgi talebinin dahi karşılanmadığını zira MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ şeklinde yanıt verdiğini doğruladılar.

4. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin 17 Şubat 2006 tarihinde Yasin Hayal’in İstanbul’da Hrant Dink’e eylem düzenleyeceği yazısı ile ilgili yaptıkları tek çalışma olarak beyan ettikleri 24 Şubat 2006 tarihli Yasin Hayal’in ağabeyi Osman Hayal’in telefonun kayıtlı olduğu İstanbul’da Ümraniye-Sarıgazi’deki adresinin tespitine yönelik 2 polis memuru tarafından düzenlenen, amirleri tarafından da imzalanan ve üzerine notlar yazılan ‘tahkikat’ raporunun gerçeği yansıtmadığını; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin bu belgeyi cinayetteki sorumluluklarını bertaraf etmeye yönelik argümanlarına dayanak yapmak amacı ile cinayetin işlendiği 19 Ocak 2007 tarihinden sonra düzenlediklerini iddia ve beyan etmekte idik. Bu kapsamda raporu hazırlayan 2 polis memurunun cep telefonlarının 24 Şubat 2006 tarihli HTS kayıtları dava dosyası içerine getirildi ve incelenen HTS kayıtları, bu 2 polis memurunun 24 Şubat 2006 tarihinde gün boyu Bağcılar, Fatih, Beyoğlu, Eminönü ilçelerinde olduklarını 24 Şubat 2006 tarihinde Ümrinayi-Sarıgazi’ye hiç gitmediklerini dolayısı ile 24 Şubat 2006 tarihli belgenin gerçeğe aykırı düzenlenmiş olduğunu tartışma götürmez şekilde doğruladı.

Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu

Sizin dönemin MİT görevlileri başta olmak üzere kimi isimlerin mahkeme sürecine dahil edilmesi yönünde talepleriniz var. Bunlar şu ana kadar kabul edilmedi. Bu taleplerin kabul edilebilmesi için hukuki açıdan her yere başvuruldu mu, karar ya da sonuç beklediğiniz herhangi bir merci var mı? Ve bu isimlerin sürece katılması neden önemli?

24 Şubat 2004 tarihinde İstanbul Valiliği’nde MİT görevlilerinin de katılımı ile Hrant Dink ile gerçekleşen görüşme Genelkurmay Başkanlığı’nın MİT Müsteşarı Şengal Atasagun’a talimatı – isteği ve MİT Müsteşarı’nın da MİT İstanbul Bölge Başkanı’nı araması ile organize edilmişti. İstanbul Valiliği’nde Hrant Dink ile yapılan görüşmeye katılan MİT İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Özel Yılmaz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatı ile soruşturulmuş fakat hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti. Bu karara yapmış olduğumuz itiraz İstanbul Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Anayasa Mahkemesi’ne yapmış olduğumuz başvurumuzda Özel Yılmaz ile ilgili iddianame düzenlememenin hatalı ve hukuka aykırı olduğunun da karar altına alınmasını talebimiz de bulunmakta. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı oluşturulur ise MİT görevlisi Özel Yılmaz’ın yargılanması mümkün hale gelecektir.

MİT BAŞKANI: KIRINTI SİZİ FIRINA GÖTÜRÜR

Hrant Dink’e yönelik 2004 yılında başlayan ve ağırlaşarak devam eden linçten-tehdit atmosferinden ve Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e yönelik tasarlanan eylemden Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul ve Trabzon Bölge Müdürlüğü görevlilerinin bilgi sahibi olmamaları olasılık dışı. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu da Hrant Dink cinayeti ile ilgili 2012 yılında düzenlediği raporda : “MİT İstanbul ve Trabzon Bölge Başkanlıklarının arşivlerinde konuyla ilgili bir araştırma yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir” şeklinde öneride de bulunmuştu.

MİT Trabzon Bölge Başkanının ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ beyanı, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Dink cinayeti ile ilgili bilgiler bulunduğunun ve bu bilgileri sorumlukları doğacağı için paylaşmadıklarının açık ve simgesel anlatımıdır.

Yasin Hayal’in MİT’in Trabzon’daki teşkilatı ile irtibatının olduğu ve yine Yasin Hayal ile Erhan Tuncel ile ilişkisi olan İ.K. isimli kişinin MİT görevlisi olduğuna yönelik iddialar bulunmakta.

MİT İstanbul ve Trabzon Bölge Başkanlığı görevlilerinin Hrant Dink cinayeti soruşturması kapsamında soruşturulmamış olmaları ve Devlet Denetleme Kurulu’nun önerisine rağmen MİT İstanbul ve Trabzon Bölge Başkanlığı arşivlerinde araştırma yapılmamış olması soruşturma ve yargılamadaki eksik boyutlardan biridir. Bu boyutun yargılamaya katılması Hrant Dink cinayetinde bütünlüklü yargılamanın yapılması için gerekli.

2018 ağırlıklı olarak, cinayet günü ve öncesinde olay yerinde olduğu iddia edilen jandarma istihbarat görevlilerinin sorgulanması ile geçti. Birçok jandarma görevlisi de tahliye oldu. Öte yandan olay gününe ait kamera görüntülerinden hangi jandarma istihbarat elemanlarının orada olduğuna dair çok net bir belirleme de yapamadı Adli Tıp. Bu cephede süreç nasıl ilerliyor ya da daha fazla ilerlenmesi için eldeki maddi bulgular yeterli mi?

Ogün Samast’ın cinayet mahallinde yalnız olmadığını ve güvenlik kamera görüntülerinde şüpheli davranışları olan kişiler olduğunu cinayetin işlendiği 2007 yılında güvenlik kamera görüntülerini izlediğimizde müdahil taraf olarak beyan etmiştik. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014-2015 yıllarında bu konu ile ilgili çalışma yapıldı, görüntüler Emniyet birimleri tarafından izlendi ve tahlil edildi, akabinde de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet birimleri tarafından görüntülerdeki kişilerin İstanbul İl Jandarma Komutanlığı görevlileri oldukları iddia ve beyan edildi. 10 Mayıs 2017 tarihli son iddianame de bu değerlendirme üzerinden oluşturuldu. Adli Tıp Kurumu görüntüler ile kişiler arasında görüntülerin belirgin de olmadığı beyan ederek bir eşleşme sağlamadı. Bu konu ile ilgili müdahil taraf olarak yargılamanın ilerleyen safhalarında beyanda bulunacağız.

Akbank kamera görüntüleri üzerindeki sis perdesi hala kalkmış değil. Bu görüntüleri kimin aldığını bulmak bizi önemli bir yere götürecek mi?

Akbank Osmanbey Şubesi’nin güvenlik kamera görüntülerinin cinayet günü sabah saatlerine ait görüntüleri bulunmamakta. Oysa ki banka müdürü ifadesinde kameralarda herhangi bir sorun olmadığını beyan etti. Bir sorununun olmadığı 18 Ocak 2007 tarihine ait görüntülerin olması ve 19 Ocak 2007 tarihinde de öğle ve öğleden sonraki görüntülerin bulunması ile anlaşılmakta. Bu görüntüler cinayet günü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından alınmadan önce, kendilerini istihbaratçı olarak tanıtan 2 kişi tarafından banka şubesinden alınmış. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri soruşturmalarda kamera görüntülerinin kendileri tarafından alınmasına yönelik kurallar ve işleyişin olduğunu, İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ihtiyaç duyar iseler, çalışma yapmaları için görüntülerin kendileri tarafından verildiğini, İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinin olaylara dair kamera görüntülerini alma yetkilerinin olmadığını, uygulamada da almadıklarını beyan ettiler. Görüntülerin Terörle Mücadele Şubesi görevlileri tarafından alınmadan önce kendilerini ‘istihbaratçı’ olarak tanıtan kişiler tarafından alınması, ‘istihbaratçı’ olduğunu beyan eden kişilerin gerçekte ‘istihbaratçı’ olup olmadıkları, gerçekte ‘istihbaratçı’ iseler bu istihbaratçıların hangi istihbarat biriminde [Emniyet, MİT veya Jandarma İstihbarat] görevli oldukları hususlarının açığa çıkarılması önemlidir.

19 Ocak 2007 tarihinde sabah saatlerine ait kamera görüntülerinin olmamasının tek bir nedeni vardır o da bu görüntülerin cinayet için önemli bilgiler taşımasından kaynaklanmaktadır.

Ekip olarak yıllardır büyük bir çaba gösteriyorsunuz. Klasörlerce ifade tutanak belge okudunuz. Tüm eksikliklerine rağmen bu mahkeme sürecinden umutlu musunuz? Bir yerlere varabilecek miyiz?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4 Aralık 2015 ve 10 Mayıs 2017 tarihilerinde düzenlenen iddianameler önemli fakat cinayete dair tüm boyutları içermediği için bütünlüklü değildir. Hrant Dink cinayetine dair 12 yıldır süren sorgulama ve yargılamalarda birçok engel ve sorun ile karşılaştık. Soruşturma ve yargılamada açığa çıkan bilgileri müdahil taraf olarak önemsemekteyiz. Anayasa Mahkemesi’nin 27 Mayıs 2017 tarihinde yapmış olduğumuz başvurumuz ile ilgili nasıl bir karar oluşturacağı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın nasıl bir soruşturma yapacağı ve İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nin de davayı yürütme hali ve nihayetinde nasıl bir karar vereceği önemli olacaktır.

Son olarak şunu sormak isterim . Her celsede bir kez daha tanık oluyoruz ki devletin neredeyse tüm birimleri bir yıl öncesinden itibaren Trabzon’daki bir grubun “ne pahasına olursa olsun” -resmi belgedeki ifade bu- Hrant Dink’i öldürmeye çalışacağını biliyor. Siyasi tarihimizde belki de bu kadar “geliyorum” diyen bir cinayet yoktur. Ve bu elbette milliyetçi saiklerle işlenmiş bir cinayet. Devletin bu cinayetteki sorumluluğu hangi boyutlarda?

Devlet görevlilerinin Hrant Dink cinayetini organize ettikleri, icra ettikleri iddiasını ayrı tuttuğumuzda dahi, devlet görevlilerinin Hrant Dink cinayetinin işlenmesinde ağır sorumluluklarının olduğu tartışma götürmez bir gerçek.

Okumaya devam et

Gündem

İçişleri Bakanı Soylu: 53 bin 99 Suriyeli oy kullanacak

Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye sığınan 3 milyon 632 bin 622 Suriyeli’ den 53 bin 99’nun Türk vatandaşı olduğunu belirten İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, vatandaşlık hakkı kazanan Suriyelilerin 31 Mart yerel seçimlerde oy kullanacağını belirtti.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Mardin’de düzenlenen Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı’nda kamuoyunda Suriyeli mültecilerin oy kullanacağı yönündeki iddialara cevap verdi. Türkiye’de 3 milyon 632 bin 622 Suriyeli bulunduğunu belirten Süleyman Soylu, Suriyelilerin uluslararası koruma statüsüyle Türkiye’de bulunduğunu vurguladı.

“Sokakta gördüğünüz her Suriyelinin oy kullanma hakkı yoktur” diyen Soylu, “Oy kullanma hakkı ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını hak kazanmış Suriyeliler için geçerlidir. Türkiye vatandaşlığını hak kazanan çocuklarda dahil Suriyeli sayısı 79 bin 820 kadardır. Bunların içerisinden reşit olmayanları çıkardığımızda önümüzdeki seçimde oy kullanacakların sayısı 53 bin 99 dur.” dedi.

Okumaya devam et

Dünya

ABD, Kıbrıs’a yıllardır uyguladığı silah ambargosunu kaldırıyor

Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides, ABD’nin Kıbrıs’a yıllardır uyguladığı silah ambargosunu yakında kaldıracağını açıkladı.

Christodoulides, Washington yönetiminin Kıbrıs’ın bölge istikrarı ve güvenliğine yaptığı katkının farkına vardığını söyledi.

SİLAH AMBARGOSU 1987’DEN BERİ UYGULANIYOR 

Rum Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides, Kıbrıs’ın yeni ekipmanlar alarak askeri kabiliyetlerini artırması ve bölge güvenliğine katkı sağlamasının “getireceği artı değeri” Washington yönetiminin gördüğünü belirtti.

ABD’nin Kıbrıs’a yönelik askeri ambargosu 1987 yılında yürürlüğe girdi. ABD, adanın fazla silahlanmasının o yıllarda devam eden barış görüşmelerini engelleyeceği gerekçesiyle silah satışını durdurmuştu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni devlet olarak tanımayan ABD, Kıbrıs’ın meşru temsilcisi olarak Kıbrıs Rum Kesimi’ni görüyor. ABD’nin silah ambargosunu kaldırması durumunda sadece Rumlar ABD’den silah alabilecek.

Rum Dışişleri Bakanı Christodoulides, silah ambargosunun kaldırılması için yasal çalışmaların ABD Kongresi’nde başlatıldığını kaydetti.

ADA ÇEVRESİNDE TESPİT EDİLEN ZENGİN DOĞALGAZ KAYNAKLARI BÖLGEDE DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ 

ABD’nin Kıbrıs çevresindeki zengin doğalgaz yatakları ile ilgilenmesi Rusya’yı endişelendiriyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, geçen ay yaptığı açıklamada Rusya’nın bölgede artan etkisi üzerine ABD’nin bu durumu dengelemek için Kıbrıs’a askeri varlığını artırmaya çalıştığını ifade etmişti.

Rum Dışişleri Bakanı Christodoulides, Yunanistan, Mısır, Ürdün ve İsrail ile başlattıkları enerji merkezli işbirliğinin Lübnan ve Filistin’i de kapsayacak şekilde genişletileceğini; ABD ve Avrupa Birliği’nin de bu işbirliğine istekli olduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum Kesimi, ada çevresinde tespit edilen zengin doğalgaz yataklarını Yunanistan, Mısır, Ürdün ve İsrail ile birlikte işletmeyi planlıyor ve bu yöndeki çalışmalarda büyük mesafe kat etti. Türkiye ise bu doğalgaz yataklarının adada nihai çözüm bulunmadan tek taraflı olarak işletilmesine karşı çıkıyor.

Türkiye, kendi sondaj gemisi ile ada çevresinde doğalgaz arama faaliyetleri yürütüyor ve Rumların özellikle Yunanistan ve İsrail ile işbirliği içerisinde ada çevresindeki zengin doğalgaz kaynaklarını çıkarıp Avrupa’ya satmasını engellemeye çalışıyor.

ABD’nin yaptığı jeolojik araştırmalara göre Doğu Akdeniz’de 3 buçuk trilyon metreküp doğalgaz deniz altında bulunuyor. Bu doğalgazın dörtte biri Mısır, İsrail ve Kıbrıs’a ait sularda bulunuyor.

Christodoulides, Türkiye ile deniz sınırlarını görüşmeye de hazır olduğunu açıkladı.

Türkiye’deki kriz Yunanistan’a fırsat oldu

Okumaya devam et

Öne çıkanlar