Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

12 yıl ceza alan Yargıtay üyesi: Kürsüde olsaydım belki de zulmeden olacaktım, Allah’a hamd olsun ki mazlumum

Eski Yargıtay Üyesi Ali Alçık ailesine gönderdiği mektupta, “Zulmedenlerden olmadığım için hamd ediyorum.” dedi.

12 yıl hapis cezasına çarptırılan ve Kırıkkale Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yargıtay Üyesi Ali Alçık, yaşadığı rahatsızlıklara rağmen metanetini muhafaza ediyor.

Alçık yakınlarına yolladığı mektupta, “Mağdur rolünde olmasaydım belki de zulmeden olacaktım.” dedi.

8 YIL HAPİS CEZASI YARGITAY TARAFINDAN12 YILA ÇIKARILDI

2013 yılı Aralık ayından beri Yargıtay üyesi olan Ali Alçık, 15 Temmuz’dan sonra meslekten ihraç edildi ve tutuklandı. Yargıtay’da görülen davasında 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza yarı oranda artırılarak 12 yıla çıkartıldı. Heyet, takdir indirimine de gitmedi.

Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevi’nde hücrede tutulan Ali Alçık’ın önemli sağlık problemleri bulunuyor. Birkaç defa atak geçirmesi, hücresinde baygın bulunması gibi durumlara rağmen tek başına tutulmaya ve tutukluluğunun devamına karar verildi.

Alçık, aldığı ceza sonrası üzülen ailesi, yakınları ve dostlarına hitaben bir mektup kaleme aldı.

ESKİ YARGITAY ÜYESİ ALİ ALÇIK’IN MEKTUBUNUN TAM METNİ

Sevgili ailem;
Kıymetli akrabalarım;
Can dostlarım;

Aldığım cezadan dolayı hepinizin üzüldüğünü biliyorum. Selam gönderen, teselli eden, dua eden, üzülen bütün herkese çok çok teşekkür ediyorum.

İnsan madem yaratılmış, madem bu dünyaya gönderilmiş ve madem imtihanlarla kömür ve elmas ruhlular ayrılmak istenmiş o zaman bu tür sıkıntıların olması tabiidir. Herkesin başına gelebilir.

Ben bugün sanık olmasam belki de kürsüde olsaydım yine ayrı bir imtihanda olacaktım. Mağdur rolünde olmasaydım zulmeden rolünde olacaktım büyük bir ihtimalle. Allah’a binlerce kez şükrolsun ki “mazlum” rolünde olmayı takdir etmiş.

Bu tür imtihanlar gösteriyor ki asıl büyük dava var insanın başında. O dava da ebedi bir mutluğu kazanma davasıdır. Bu davalar, yargılamalar asıl davanın yanında bir hiçtir. Lafını bile etmeye değmez.

İnsan asıl davayı kaybettikten sonra buradaki üç günlük dünya davalarını kazansa ne olur ki? Neyi kazanmış olur ki? Ebedi bir mutluluğu kaybettikten sonra üç günlük mutluluğun ne faydası olur insana?

Onun için bu yargılamalara bakıp üzülmemeliyiz boş yere. Burada çekilen sıkıntılar ve musibetler öbür alemdeki büyük davanın cevap şıklarıdır. Önemli olan buradaki cevap şıklarını doğru cevaplayabilmek, doğru tepkiyi verebilmektir. Doğru cevap şükretmek ve sabretmektir.

Sevdiklerim, bütün bunlar geçicidir. O’nun takdiri ve rızası ile olmaktadır. O halde O’ndan gelene hoşgeldin sefa geldin diyelim hep beraber.

Dua ve selametle kalın.”

Duanıza muhtaç Ali Alçık

HÜCRESİNİ ÇİZMİŞTİ

Ali Alçık tek başına kaldığı hücresini başka bir mektubunda çizmişti. Tek kişilik hücrelere masa verilmediği için, yemeklerini yatağının üzerinde yemek zorunda kalan

Alçık’ın odasını tarif ettiği çizim

Gündem

Açlık grevindeki tutuklulardan 7 maddelik deklarasyon: Mahkemelere çıkmama kararı aldık

Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevini sürdüren tutuklular, 7 maddelik deklarasyon açıkladı. Tutuklular, tecrit kalkmadıkça mahkemelere çıkmama kararı aldıklarını duyurdu.

Fırat Haber Ajansı’nın geçtiği haber göre, tutuklular adına açıklama yapan Deniz Kaya, açlık grevini kararlı bir şekilde sürdüreceklerinin belirtti.

Açıklamada, “Geldiğimiz aşamada AKP- MHP hükümetinin kendi koyduğu yasaları çiğneyen ve hiçbir hukuk normuna sığmayan uygulamalarla önderliğimizi tecrit altında tutmalarının hiçbir meşruluğu kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin adalet ve hukuk anlayışı AKP MHP iktidarı şahsında sarsılmış ve bağımsızlığını yitirmiştir” denildi.

AKP-MHP MAHKEMELERİNİ BOYKOT EDİYORUZ

Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “Bu sebeple böylesi bir direniş içerisinde olan bizler AKP-MHP mahkemelerini boykot ederek çıkmama kararı aldığımızı bildirmek istiyoruz. Eylem süreci içerisinde hiçbir mahkeme kaygımızın olmadığını dışarı çıksak dahi eylemimizi sürdürdüğümüz bilinmektedir. Bu bağlamda mahkemelere çıkmayacağız, zor kullanılıp götürülürsek dahi savunma vermeyeceğimiz bilinmelidir. Bedeli ne olursa olsun içinde bulunduğumuz açlık grevi direnişini devam ettireceğiz.”

7 MADDELİK DEKLARASYON

1- Öcalan’ın mevcut yasalar çerçevesinde ailesi ve vasisiyle düzenli olarak görüşmesi meşru bir haktır ve bu hakkın engellenmemesi.

2 – Öcalan’ın avukatlarıyla düzenli görüşmelerini yapması ve kesintiye uğratılmaması.

3 – Öcalan’ın mevcut yasalar çerçevesinde ailesiyle telefonla görüşme hakkını kullanması, her yere mektup faks vb. göndermesinin veya almasının engellenmemesi ve bu temel hakların kesintiye uğratılmaması.

4 – Öcalan’ın radyo ve TV hakkının kesinlikle engellenmemesi ve günlük olarak istediği tüm gazete dergi, kitap vb. istemlerinin karşılanması.

5 – Öcalan’ın yanında bulunan arkadaşlarla düzenli görüşmesinin sağlanması ve bu yasal hakların engellenmemesi.

6 – Öcalan’ın sağlıklı yaşam koşullarının oluşturulması için bağımsız heyetlerce düzenli olarak tedavi koşullarının sağlanması

7 – Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünde ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın aktif rol alabilmesi için engellerin kaldırılması, özgür yaşar ve çalışma koşullarının sağlanılması.”

YAŞANACAKLARDAN AKP-MHP HÜKÜMETİ SORUMLUDUR

Açıklamada bu taleplerin hepsinin evrensel hukuk normunda yeri olduğu ve yaşamsallaşmasının önünde hiçbir engel bulunmadığı vurgulanarak, “Ancak hükümet bu konuda engel olmaktan çıkarsa gözlemciler huzurunda yukarıda belirttiğimiz maddeleri hayata geçireceğine ve sürekliliğini sağlayacağına dair adım artarsa bizlerde arabulucu ve gözlemciler huzurunda kamuoyunda süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemimizi sonlandırdığımızı bildiririz. Aksi taktirde Öcalan üzerindeki tecrit devam ettikçe direnişlerimiz de devam edecektir. Olası bir ölüm durumunda AKP MHP hükümeti yaşananlardan sorumludur” ifadelerine yer verildi.

Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi eyleminde sayı 5 bini aştı

Okumaya devam et

Gündem

İstanbul Valiliği’nden Dünya Tiyatrolar Günü Yürüyüşüne yasak

İstanbul Valiliği, 27 Mart Tiyatrolar Günü yürüyüşünü yasakladı. Gerekçe olarak “seçim öncesi güvenlik kaygısı” gösterildi.

Kadıköy Tiyatroları Plarformu’nun, son üç yıldır Kadıköy Belediyesi ile birlikte düzenlediği yürüyüşün yasaklandığı bilgisi platform üyelerine valilikçe sözlü olarak iletildi. Platform ise yasakla ilgili açıklama yayımladı.

“Valiliğe ısrarla iletilen görüşme talepleri sonucunda ‘makama davet’te, seçim arifesinde güvenlik sorunu yaratabileceği yanıtı aldıkları” belirtildi.

Evrensel’in haberine göre açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Bir yasağın söz konusu olmadığını ileten Kadıköy Kaymakamlığı bize Salı Pazarı’nı uygun görmüş. Trafiğe engel teşkil etmemek kaydıyla! E-5 kenarındaki insansız ve trafiğe kapalı bir alanda trafiğe nasıl engel teşkil edileceğini anlamak mümkün değil. Futbol maçlarının olduğu gün tüm yolları kapatıp Kadıköy halkını, biz Kadıköy tiyatrolarını ve esnafını canından bezdirirken gıklarının çıkmadığı malumumuz.

Ayrıca hoparlör, megafon, mikrofon kullanmadan kutlamalıymışız Tiyatro Günü’nü.

Toplumdan uzak ve sessizce, seçim gürültüsünü engellemeden kutlayın diye anlıyoruz.

Seyircilerimizi, diğer sanat alanlarından sanatçı dostlarımızı, Kadıköy halkını ve de esnafını bizim için özel olan bu günü birlikte kutlamaya, sözümüzü paylaşmaya davet ediyoruz.

27 Mart Çarşamba Saat 12.00’de Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde toplanıp, 12.30’da basın açıklamasını yapmak üzere Süreyya Operası’na geçiyoruz. Kadıköy Tiyatroları Platformu’nun ve Oyuncular Sendikası’nın açıklamalarının ardından Kadıköy Tiyatroları Platformu’nun 27 Mart Tiyatro bildirisi okunduktan sonra saat 14.30’da yine Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin bahçesinde Kolektif İstanbul Grubu’nun vereceği konserle kutlamamız son bulacaktır.”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Emniyet’i bombaladığı belirtilen uçak o gece yerden hiç kalkmamış TBMM’yi bombaladığı söylenen ise..

İddianamede Emniyet’i bombaladığı belirtilen 110 kuyruk numaralı uçak bilirkişi raporuna göre hiç uçmamış, TBMM’yi bombalayan uçak ise, patlama anında kalkış yapmamış.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

15 Temmuz’la ilgili en çok tekrarlanan cümle “Meclis’i bombaladılar, Emniyet’i bombaladılar” cümlesi. O gece, Türkiye’deki herkesi birleştiren an da “TBMM’nin bombalandığı”na ilişkin televizyonlara düşen son dakika bilgisiydi.

Ahmet Nesin, çeşitli kanıtlar ve görüntülerle TBMM’nin bombalanmadığı, patlamanın içeriden gerçekleştirildiğine ilişkin çok sayıda yazı kaleme aldı ve program yaptı.

TBMM’nin bombalanması, Akıncı Üssü davasının en önemli yargılama konularından birisi. Yargılananların bunu kabul etmedikleri biliniyor. Bu konuda iddianame ve ek klasörlerden sızan belgeler arasında ise çelişkiler mevcut.

O gece TBMM bombalandı mı, bombalandıysa hangi uçaktan bombalandı sorusuna iddianame ve dava dosyasına giren belgeler üzerinden ilerleyerek bakmak gerekiyor.

Bu konuya girmeden, ilk bölümde yayınladığım habere bakmanızda fayda var. Akıncı Üssü’nde 15 Temmuz gecesi üsse ait 71 tane uçak bulunuyor. Diyarbakır’dan gelen 6 adet uçak da o tarihte üste. Böylece sayı 77 adet.

Savcılığın talimatıyla 15 Temmuz’da hangi uçaklarla bomba atıldığına ilişkin kriminal inceleme yapmak için TUSAŞ/TAİ görevlendiriliyor. Dava dosyasına göre TUSAŞ 66 adet uçak üzerinde kriminal inceleme yapıyor. 11 adet uçak ise incelenmiyor.

Üsteğmen Caner Fidancı ve Üsçavuş Yunus Özen’in savcılığa tanık sıfatıyla verdikleri ifadelerde; o gece Akıncı Üssü’nde “emekli savaş pilotlarını” gördüklerini belirtiyorlar.

Akıncı Üssü’nde MİT’e sabaha kadar bilgi veren Yarbay Nihat Altıntop ise üsten, o gece ışıkları kapalı, kuleyle telsiz irtibatı kurmadan kalkan uçaklar olduğunu belirtiyor. Ancak, şu an Ankara’daki farklı noktaları bombalamakla suçlanan pilotların tamamının kuleyle kurdukları temasa ilişkin dikta kayıtları Akıncı Dava dosyasında mevcut.

Bu durumda ortada şu tablo var: Akıncı Üssü’nde emekli savaş pilotları görüldü, üsten telsiz irtibatı kurmadan kalkıp inen karartılmış uçaklar vardı, savcılık üsteki 11 adet uçağın kriminal incelemesini yaptırtmadı.

Bu durumda ‘başta TBMM olmak üzere Ankara’daki bombardımanı, üste bulunan emekli pilotların kaldırdığı, kriminal incelemeden kaçırılan ve karartılmış biçimde kalkıp inen 11 uçak mı yaptı?’ sorusu gündeme geliyor.

Bu soru Akıncı Davası’ndaki belgelerle daha da karmaşık hale geliyor.

İKİ HEYET OLUŞTURULDU

Dava dosyasına göre 16 Temmuz 2016’da Akıncı Üssü’ne el koyan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Akıncı Üssü’nden o gece hangi uçakların kalktığı, hangi uçaklardan mühimmat atıldığına ilişkin tespit yapmak üzere iki ayrı teknik heyet oluşturdu. Hava Kuvvetleri’nden bir heyet; TUSAŞ/TAİ’den ise asıl geniş heyet.

İki heyetin tespit etmesi gerekenler ise “Uçağın kara kutusunu inceleyerek, kalkış zamanı, uçuş süresi, bomba butonuna hangi koordinatta, hangi irtifada ve süratte basıldığına ilişkin bilgiler ile kalan yakıt, DVR denilen kamera kaydı, bombanın uçaktan ayrılması için gereken ivmeyi oluşutaran patlayıcının bıraktığı barut izi, bombanın ayrılmasından sonra kalan boş katris kutusu, bombanın emniyet sigortasının durumu, bombanın uçaktan ayrılması sonrası kalan tel halka” bilgileriydi. Bunların tamamının toplanmasıyla yüzde 100 veri elde edilmiş olacaktı.

110 NUMARALI UÇAK

Akıncı İddianamesinin 532 numaralı klasöründe bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığı bilirkişi raporunda; 110 kuyruk numaralı uçak ile Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesi’ne saat 23:18’de bir adet GBU-10 bombasının atıldığı belirtiliyor.

Ancak 165613 numaralı dosyada TUSAŞ’ın hazırladığı raporda 15 Temmuz gecesi kalkan uçaklar listesinde 110 kuyruk numaralı uçak bulunmuyor. TUSAŞ uzmanlarının uçak üzerinde yaptığı incelemeden rapora yansıyan bilgide; 110 kuyruk numaralı uçağın son olarak 14 Temmuz’da kalkış yaptığı belirtiliyor.

Aynı raporda, 110 numaralı uçağın, yakıt tankının tam dolu olduğu, DVR ve DTC’nin olmadığı (uçak kalktığı an otomatik yapılan kamera kaydı) bombanın yüklendiği bölümün kontrolü sonucunda atış izi ve boş kovanının bulunmadığı, bomba yükleme istasyonunun sigortasının atık olduğu, tel halka olmadığı ve sonuçta bu uçaktan atış yapılmadığı belirtiliyor.

Kara kutu kaydı uçağın uçmadığını söylerken, kartiç sökülüp kontrol edildiğinde de bombaya ait bulunması gereken hiçbir ize rastlanmıyor. Rapor, “3 numaralı silah istasyonundaki bölümde kartiç sökülüp kontrol edildiğinde barut izinin olmadığı, emniyet sigortasının basılı olduğu, dolayısıyla mühimmat yüklenmediği ve atılmadığı görülmüştür” diyerek bunu teyid ediyor.

Ancak Hava Kuvvetleri Bilirkişi Raporu’nda 110 numaralı uçak uçmuş ve bir adet bomba atmış olarak belirtiliyor. Önemli nokta ise bu raporun kara kutu ve diğer somut verileri içermiyor oluşu. Yine de savcılığın iddianameye koyduğu rapor bu.

Raporda imzası bulunan kişi ise Binbaşı Uğraş Topçu. Bu isim oldukça önemli çünkü 15 Temmuz’da yıllık izinde olmasına rağmen, sonradan Dalaman’da olduğu ortaya çıkıyor. Dalaman’la Erdoğan arasındaki o geceki bağ düşünüldüğünde oldukça ilginç bir durum.

SAVCI UÇAK NUMARASINI MÜTAALASINDA SİLDİ

Akıncı Üssü Harekat Komutanı Albay Ahmet Özçetin’in, savunmasında TUSAŞ/TAİ raporundaki somut bilgilerle Emniyet’i bombaladığı iddia edilen 110 kuyruk numaralı uçağın hiç uçmadığını ispat etmesi üzerine ilginç bir gelişme yaşanıyor.

Savcılık, iddianamede yeralan “Emniyet’i bombalayan 110 kuyruk numaralı F-16” bilgisini mütaalasında çıkarıyor. Mütaalada bombardıman yapan uçakların numaraları yazılmıyor.

Bombardıman yapmakla suçlanan Albay Ahmet Özçetin’in “o gece havada başka uçaklar vardı, Emniyet’i onlar vurdu, tüm F-16’lar araştırılsın” talebi ise yerine getirilmiyor.

TBMM’Yİ VURDUĞU İDDİA EDİLEN 105 NUMARALI UÇAK

Emniyet’i vuran uçak bu gelişmeden sonra yargılamada kuyruk numarasız biçimde “bir uçak” şeklinde geçiyor ve 110 numaralı uçaktan artık sözedilmiyor.

TBMM’yi bombaladığı belirtilen uçak/uçaklarla ilgili durum ise daha farklı. İddianameye göre, 15 Temmuz gecesi 105 kuyruk numaralı uçakla 02:35’te ve 663 kuyruk numaralı uçakla 03:24 ve 03:25’te TBMM bombalanıyor.

Karakutu verilerine göre 105 numaralı uçak 02:33’te Akıncı Üssü’nden kalkış yapıyor. İddianameye göre ise Meclis’te patlama 02:35’te oluyor. Yani tam iki dakika sonra.

TUSAŞ’ın kara kutu verilerine göre ise 105 numaralı uçağın bomba butonuna 02:50’de 18.000 feette basılıyor. Görüldüğü gibi 15 dakikalık bir sapma sözkonusu.

Yargılanan pilotların F-16 uçuş kabiliyetleri raporlarından aktardıklarına göre; Bir F-16’nın Akıncı Üssü’nden kalktıktan sonra 43 kilometre uzaktaki TBMM’ye ulaşması, bomba atış hazırlığını tamamlaması, bombanın 18.000 feetten yere düşüş zamanı için toplamda en az 4-5 dakika gerekiyor. Dolayısıyla 02:33’te kalkan bir uçağın, iki dakika sonra 02:35’te TBMM’deki patlamayı gerçekleştirmesinin imkansız olduğu belirtiliyor.

Bir diğer nokta da, iddianamede uçağın kalkış zamanı için karakutu verisi dikkate alınırken, bomba butonuna basılma zamanı olarak (02:50) karakutunun dikkate alınmaması. Konuyla ilgili savunma yapan Akıncı Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim’in savunmasına göre; “105 numaralı uçak bu verilere göre TBMM’yi bombalamış olamaz.”

Uçaktaki ve karakutudaki zaman verileri doğrudan GPS uydularından alındığı için değiştirilmesi mümkün değil. Bu durumda 105 numaralı uçak daha yerden kalkıp irtifa kazanma aşamasındayken Meclis’te meydana gelen patlamanın nasıl gerçekleştiği sorusu gündeme geliyor.

Sanıkların iddiasına göre ise F-16’dan TBMM’de görülen “basketbol smaç hareketi gibi” bomba atılması mümkün değil ve TBMM o gece F-16’lar tarafından bombalanmadı.

BAŞKA UÇAK BOMBALAMIŞ OLABİLİR Mİ?

Meclis’i bombaladığı iddia edilen 105 numaralı uçakla ilgili durum böyle. Raporlara göre o saatte 696, 074 ve 689 numaralı uçaklar havada görülüyor. Ancak yapılan bilirkişi incelemelerinde bu üç uçaktan atış yapılmadığı tespit ediliyor.

Bu bilgiler ışığında Tuğgeneral Hakan Evrim savunmasında şöyle diyor: “02:35’teki bombalamayı Akıncı uçakları yapmamıştır. Bu bilirkişi raporlarına göre o kadar açık ki, o zaman Meclis 105 numaralı uçak tarafından bombalanmamış ise kim bombaladı Meclis’i? Meclise adeta basketboldaki smaç hareketi gibi bir bombalama yapan uçak hangi üssün veya ülkenin uçağıdır? Meclis’e bombalama yapan başka bir uçak ise 105 numaralı uçağın 02:50’de attığı iddia edilen bomba nereye atılmıştır? Yoksa 105 numaralı uçağa mühimmat hiç yüklenmemiş midir?”

663 NUMARALI UÇAK

İddianameye göre üç kez bombalanan Meclis’e ikinci ve üçüncü bombayı atan uçak olarak ise 663 kuyruk numaralı uçak olarak belirtiliyor. Bu uçağın dört adet TÜRKSAT’a ve iki adet Meclis’e bomba atışı yaptığı iddia ediliyor.

Bilirkişi raporuna göre, uçaktaki DVR ve DTC yani kamera görüntülerine ulaşılamadığı belirtiliyor. TUSAŞ’ın Kara kutu kaydını içeren raporuna göre uçak 03:19’da Akıncı’dan havalanıyor.

İddianamede TÜRKSAT’ın vuruluş zamanı olarak: 03:14, 03:15, 03:17 ve 03:19 olmak üzere peş peşe dört atış zamanı belirtiliyor. Bu patlama saatlerinde karakutu verisine göre 663 kuyruk numaralı F-16 daha yerde, henüz kalkış yapmamış durumda.

TBMM’ye atıldığı iddia edilen bomba için ise 153516 numaralı rapora göre verilen saat 03:22:49.
Yani 663 kuyruk numaralı uçağın kalkışından 3 dakika sonrası. Uçağın 3 dakika içinde önce TÜRKSAT’ı ardından Meclis’i toplamda 6 kez bombalamış olması gerekiyor. Ancak tüm bu zamanlar ile karakutu birbiriyle uyuşmuyor.

Tuğgeneral Hakan Evrim’e göre tüm bu verilen TÜRKSAT ve TBMM’nin Akıncı Üssü’nden kalkan uçaklar tarafından bombalanmadığını gösteriyor.

Ancak burada Akıncı Üssü’ndeki uçaklardan 11 tanesinin kriminal incelemesinin yapılmadığını, o gece karartılmış olarak kuleden izinsiz olarak kalkan uçakların bu 11 uçak olabileceğini ve bu uçakların üste görüldüğüne ilişkin şahitler bulunan emekli savaş pilotları tarafından uçurulmuş olabileceğini hatırlatmakta fayda var.

BAKIM GÖREVLİLERİNİN İFADELERİ

Akıncı Üssü’nde kalkışların yapıldığı belirtilen 143 Hat Bakım Komutanı ve Personeli’nin ifadeleri burada oldukça dikkat çekici. 143 Filo hattında çalışan bakım subayı Üsteğmen Ahmet Fatih Akbulut ifadesinde gördüklerini şöyle anlatıyor: “Sabaha kadar olan uçuşlarda hiçbir uçağımızdan hiçbir mühimmat atılmamıştır. Uçaklar gittikleri mühimmatla aynı şekilde geri dönmüşlerdir”

Aynı şekilde uçuş hattında görevli Başçavuşlar Serhat Maçar, Süleyman Soner Aksoy ve Mehmet Acı da ifadelerinde uçakların kalkış yaptıkları mühimmatla geri geldiklerini ifadelerinde belirtiyorlar.

Tuğgeneral Hakan Evrim’in savunmasında dile getirdikleri bu noktada oldukça önem taşıyor.

 

15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde “emekli pilotlar” görüldüğü mahkeme kayıtlarına girdi

Okumaya devam et

Öne çıkanlar