Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Esrarengiz Türk şirketi, Maduro’nun 900 milyon dolarlık altınını kaçırdı

Bloomberg, Sardes adlı Türk şirketinin, Venezüela Başkanı Maduro’nun 900 milyon dolarını, altın olarak kaçırmasına yardım ettiğini öne sürdü.

Bloomberg, Sardes adlı gizemli bir Türk şirketinin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 900 milyon dolarını, altın olarak kaçırmasına yardım ettiğini öne sürdü.

BOLD- ABD yönetimi, bu ay başında Türkiye ile Venezuea arasındaki altın ticareti izlediğini ve müeyyidelerin ihlal edildiğine karar vermesi durumunda harekete geçeceğini belirtmişti.

Bloomberg’de yer alan habere göre Sardes adlı Türk şirketi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela altınına müeyyide getirdiği 2018 yılı kasım ayına kadar geçen sürede Venezuela’dan 900 milyon dolar değerinde altın çıkarmış.

Haberde İstanbul Ticaret Sicili’ne 1 milyon dolar sermayeyle kayıtlı bir şirket için 1 milyar dolara yakın bir işlem yapılmasının sıradışı bir durum olduğu da vurgulandı.

“SARDES” İSİMLİ ESRARENGİZ BİR ŞİRKET

Habere göre, Venezuela Başkanı Nicolas Maduro’nun, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ziyaretinden sadece iki ay sonra “Sardes” isimli esrarengiz bir şirket ortaya çıktı.

2018 yılında Venezuela’dan 41 milyon dolar değerinde altın ithal ederek faaliyetlerine başlayan Sardes’in bu ilk ticareti, iki ülke arasında 50 yıllık kayıtlarda benzerine rastlanmamış bir işlem.

Sonrasındaki ayda hacim ikiye katlanmış ve Sardes Türkiye’ye 100 milyon dolar değerinde altın ithal etmiş.

MÜEYYİDEYE KADAR 900 MİLYON DOLARLIK ALTIN ÇIKARDI

Trump, Türkiye’yi bu ticaretten vazgeçirmek için bir heyet gönderdikten sonra kasım ayında Venezuela altınına müeyyide uygulamaya başladığında şirket 900 milyon dolar değerinde altını zaten ülkeden çıkarmıştı.

Bloomberg’in haberinde ayrıca şu analize de yer verildi:

“İki ülke arasındaki ekonomik bağlar çok kuvvetli değil. Venezuela Türkiye’nin en büyük 20 ticaret ortağı arasında yok. Ama bu, Erdoğan’ın 850 milyar dolarlık Türkiye ekonomisini ihtiyacı olan dostları için kullanamayacağı anlamına gelmiyor. Sardes’in altın koridoru belli ki kasımda kapanmış fakat başka yöntemler de var.”

Venezuela muhalefeti: Maduro Türkiye’ye izinsiz altın sattı

Dünya

Japonya’da üniversitede Kürtçe eğitimi veriliyor

Yaşadığımız coğrafyadan 12 bin kilometre uzaklıktaki Japonya’da üniversitelerde Kürtçe seçmeli ders olarak verilmeye başlandı. Dünyada bir ilk olan Japon alfabesi ile hazırlanan Kürtçe gramer ve sözlük de yayımlandı.

Tokyo Yabancı Araştırmaları Üniversitesi Kürt Dili Bölümü

Ülkede hem Newroz kutlamaları yapılıyor hem de Kürt kültürü edebiyat, sinema ve anime (çizgi roman/film) alanlarında yer buluyor. Bu arada Japonya-Kürdistan Dostluk Derneği’nin katkılarıyla dünyada bir ilk olan Japonca-Kürtçe gramer ve sözlük Nûbihar Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Yeni Yaşam gazetesinden Neğşirvan Güner Tokyo Yabancı Araştırmaları Üniversitesi Kürt Dili Ögretim Görevlisi Vakkas Çolak ile bir röportaj gerçekleştirdi. İşte o röportajdan bir bölüm…

Kürtçe’ye olan bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

Daha önceden sadece Ortadoğu ile ilgilenen insanların merakı vardı. Ama Kuzeydoğu Suriye’de IŞID’in yenilgiye uğratılması, kadınların savaşması, böyle bir mücadelenin aktörü olması elbette Japon halkının da dikkatini çekti. Bundan sonra temel sorularla, Kürtler kimdir, Kürt edebiyatı nedir gibi sorular etrafında bir arayışa girdiler diyebiliriz. Su anda ders verdiğim Tokyo Yabancı Araştırmaları Üniversitesi’nde en yoğun ilgi ve tercihin olduğu seçmeli ders Kürtçe. Bu da bize Japonya’daki diğer üniversitelerin de programına Kürtçe dersini almaya baslayacağını gösteriyor.

Japon kültüründe Kürtlerle ilgili neler var?

1975 yılında yazar araştırmacı ve is insanı kimlği ile Japonya’nın en büyük inşaat firması olan Taisei’de üst düzey yöneticilik yapmış yazar Suguru Igarashi’nin yazdığı “Kürt Çiçeği” isimli roman var. Yazar kelebekler üzerine araştırma yapan bir akademisyen. Roman tema olarak bir Japon araştırmacı akademisyen ile Asuri bir kızın ask hikayesi üzerine kurulmuştur. Japon edebiyatında Kürtleri ve Kürdistan coğrafyasını konu edinen ilk roman olması münasebetiyle çok önemli bir eserdir ve ayrıca yazarın da ilk romanıdır. Kürtler üzerine yazılan ikinci çalışma ise Japon edebiyatının meşhur macera romanı yazarı Funado Yoichi tarafından 1991 yılında yazılan Kum Kronolojisi (The Sand Chronicle) isimli romandır. Yazar bu romanı yazmak için Iran ve Kürdistan’a seyahat etmiştir.

ÇİZGİ ROMANLARDA KÜRTLER

“Mobile Suit Gundam 00” Japonya’nın meshur çizgi film yönetmeni Seiji Mizushima tarafından yönetilen ve Yosuke Kuroda tarafından yazılan dünyaca meşhur Japon çizgi filmidir. Türkçe’ye de çevrilip televizyonda yayınlanmıştır.

Çizgi romana 24. yüzyılda bir Kürt devleti olan Krugis cumhuriyetinde geçiyor

Filmin ilk bölümü 24. yüzyılda Kürdistan (Krugis) Cumhuriyeti’nde bir savaş ile baslar ve elli bölümlük dizi halinde devam eder. Filmin kahramanı Setsuna 2008 yılında en iyi ikinci anime kahramanı seçilmiştir. “Kawa ve 7 oğlu, Kürtlerin hikayesi” 2015 yılında Etsuko Nosaka ve Armanc Shakuli tarafından yazılan çizgi roman Newroz destanını konu alan ilkokul çocukları için yazılmış resimli hikayedir. “İpek Yolu, Kürt Sorunu” ve “ Tokyo Kürtleri” isimli çekilmiş iki belgesel var. Bir de sinema filmi çekilecek onun da senaryosu yazım aşamasında. Genç bir Japon yönetmenle ortak çalışıyoruz üzerine. “Kürt Çiçeği” romanını da Kürtçe’ye çevirmeyi düşünüyoruz ileri ki zamanlarda. Benim Kürtçe’ye çevirdiğim Japon Masalları var, eğer yayınlayabilirsek devamı da gelecektir

Okumaya devam et

Dünya

Çin’de idam mahkumlarının organları kendi istekleri dışında “bağış”lanıyor mu?

Çin'de son 20-30 yıldır idam mahkumlarının organlarının, mahkumlar istese de istemese de infazlarının ardından alınarak organ bekleyen hastalara yüksek meblağlar karşılığında satıldığı belirtiliyor.

Çin’de son 20-30 yıllık süreçte hapishane sistemi ile organ nakli arasında gizli ve ürkütücü bir sır var.

Webtekno’da yer alan habere göre, 21. yüzyılda insanlık idam cezasından vazgeçme yolunda adımlar atsa da bazı ülkeler bu cezaların uygulanması konusunda oldukça kararlı. Bu ülkelerden olan Çin, idam mahkumlarını kullanabileceği bir başka yol da bulmuş durumda.

İdam cezasının hala uygulandığı ülkede, son 20-30 yıldır idam mahkumlarının organları, mahkumlar istese de istemese de infazlarının ardından alınarak organ bekleyen hastalara veriliyor. Bu idam mahkumlarının önemli kısmı ise düşünce suçlusu. Çin’de politik nedenlerle idam edilen pek çok insan bulunuyor.

Wang Guoqi, 1995 yılında Çin Ordusu bünyesinde doktorluk yapıyordu. Hebel eyaletindeki idam programı doktorun hayatını değiştirdi.

Guoqi, son nefesini veren mahkumların organlarını almakla yükümlüydü. O günleri anlatırken “Benim işim yüzden fazla idam edilmiş cesetten deriyi ve korneaları almayı gerektiriyordu. Bu kişilerin bazıları bilerek başarısız olmuş idamların mahkumlarıydı” ifadelerini kullanmıştı.

Son 20 yılda Çin’den kaçan pek çok kişi bu uygulama hakkında açıklamalar yaptı. Kilgour-Matas Raporu’na göre bir cerrah, bugüne kadar 2.000’den fazla idam mahkumundan kornea aldı.

Rapor için bilgi veren bir kadın, cerrah olan eski eşinin yaptığı işlemi anlattı. Kadının açıklamalarına göre mahkumları ölüm haline sokan bir iğne yapıldıktan sonra, bedenleri tamamen çökmeden önce mahkumların organları toplanıyordu. Kalp, böbrek, ciğerler gibi organlar alındıktan sonra deri de soyuluyordu ve geriye yalnızca et ve kemikler kalıyordu. Bu bedenler hastanenin kazan odasına atılıyordu.

Sistem hala gizemini koruyor ve uygulanıp uygulanmadığına dair pek çok tartışma dönüyor. Çin hükümeti sistemin 90’lar ve 2000’lerde kullanıldığını ancak 2015’ten itibaren bu sisteme son verildiğini söylüyor. Çin’in resmi açıklamasına göre artık yalnızca bağışçılardan alınan organların nakli gerçekleştiriliyor.

Yapılan araştırmalar ve incelemeler, bağışçılar ile organ nakli işlemleri arasında tutarsızlık olduğunu ortaya koyuyor.

Bir diğer araştırma da resmi sayıların manipüle edildiğini ortaya koyuyor. Çinliler, kültürel nedenlerden dolayı öldükten sonra organ bağışlamaya yanaşmıyor. Öyleyse bu organlar nereden geliyor?

Çin’de 2000’li yıllarda yapılan nakil ameliyatlarının sayısı oldukça yüksek.

Resmi rakamlara göre hastaneler 10 bin organ nakli yapıyor ancak hastane çalışanları ve ekipleri, sorulduğu zaman 60 bin ila 100 bin arasında organ nakli yaptıklarını belirtiyor.

Falun Gong takipçileri, kaynağı belirsiz organların geldiği yer olarak işaret ediliyor.

MÜSLÜMAN UYGUR TÜRKLERİ DE BU UYGULAMAYA KURBAN GİDİYOR

Çin’de ayrıca marjinalleştirilmiş toplulukların, örneğin Müslüman Uygur Türkleri ve Budist Tibetlilerin de bu uygulamaya kurban gittikleri belirtiliyor.

Falun Gong ise Çin Budizmi’nin ardından ülkedeki en büyük ikinci dini organizasyon ve yaklaşık 70 milyon kişinin bu kültü takip ettiği düşünülüyor.

Falun Gong barışçıl olmasına ve şiddet eylemlerinde bulunmamak bu inanışın en büyük totemlerinden biri olmasına rağmen Çin Komünist Partisi tarafından tehlikeli bir kült olarak görülüyor. Bu inanışın üyeleri genel gözetim altında tutuluyor, hapse atılıyor ve bazen de mahkemeye bile çıkmadan idam ediliyor.

Araştımacılardan biri, bu inancın takipçilerinin Çinliler tarafından bile kabul edilen bir yaşam kalitesi standartları olduğunu belirtiyor.

Falun Gong inananları beden temizliğine büyük önem veriyor. Meditasyon ve sağlıklı yaşamın büyük önemi olan bu kültün takipçileri sigara içmiyor, alkol almıyor ve sık sık egzersiz yapıyor. Bir nevi bu kişilerin bu kadar sağlıklı olması Çin hükümetinin işine geliyor.

Hapishanede sürekli olarak sağlık kontrollerinden geçirilen mahkumlara düzenli olarak kan testleri uygulanıyor.

Organ nakillerinin hızı da dikkati çekiyor. Çin’in dışında bir hastanın organ nakli için uzun süre beklemesi gerekebiliyor. Çin’de ise haftalar içinde uygun organa sahip birisi hayatını “kaybedebiliyor”.

Zaman zaman organların bulunması birkaç günde bile gerçekleşebiliyor. Bu da akla “talep üzerine organ sistemi” fikrini getiriyor.

Organlar en iyi koşullarda bile saklansa, insan vücudu dışında uzun süre işlevsel kalamıyor.

KALP İÇİN 160, AKCİĞER İÇİN 170 BİN DOLAR

Kilgour-Matas raporuna göre işin içinde ciddi bir para da dönüyor. 2006 yılında böbrek için 62 bin dolar, ciğer için 98-130 bin dolar, akciğer için 170 bin dolar, kalp için 160 bin dolar ve kornea için 30 bin dolar ödenen bir organ piyasası vardı.

Genellikle gri alanda bulunan ve resmi rakamları açıklanmayan organ nakli sağlık turizminin yabancılar tarafından da kullanıldığı biliniyor. Özellikle Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi yakın komşularından sık sık organ nakli için Çin’e gidenler bulunuyor. Orta Doğu, Avrupa ve Kuzey Amerika’dan da Çin’e bu amaçla gidenler var.

Çin’in uygulaması pek çok etik tartışması barındırıyor ve hükümetin yaptığı açıklamalar da insanları pek tatmin etmiyor. Konuyla ilgili olarak yapılmak istenen araştırmalar da şu anda engelleniyor.

Okumaya devam et

Dünya

Aralarında Türkiye de var: ABD’nin İran’dan petrol alan 8 ülkeye tanıdığı muafiyet uzatılmayacak

ABD, Türkiye'de dahil olmak üzere İran'dan petrol alan 8 ülkeye tanınan ve 2 Mayıs'ta sona ereceği açıklanan muafiyetin uzatılmayacağını açıkladı.

ABD, İran’dan petrol alımı konusunda yaptırım muafiyeti tanınan ülkelere belirtilen son gün olan 2 Mayıs’ın uzatılmayacağını duyurdu.

Bu haberin ardından petrol 74 doların üzerine çıktı. Yüzde 3 yükselen brent petrol fiyatı, Kasım 2018’den bu yana en yüksek seviyesini görmüş oldu.

Bloomberg ajansının konuya yakın dört kaynağa dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi ABD yaptırımlarına tabi tutulmaksızın İran’dan petrol alımına muafiyet getirilen bazı ülkeler için belirtilen 2 Mayıs tarihinin uzatılmayacağını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bugün Washington’da Yunanistan, Çin, Hindistan, İtalya, Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Türkiye’yi içeren ve son günü 2 Mayıs olarak belirtilen muafiyet kararına yönelik açıklama yapacağı duyuruldu.

İki kaynağa göre, Trump yönetimi, piyasada İran petrolünün eksikliğini gidermeye yönelik Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirikleri’ni de içeren diğer tedarikçilerin taahhütlerini de duyuracak.

Muafiyetlerin yenilenmeme kararı, bunların sürdürülmesi durumunda ABD’nin İran’a karşı sert olma yolundaki taahhüdünün bir anlamı olmayacağını savunan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve destekçilerinin bir zaferi olarak değerlendiriliyor.

Pompeo ve ekibi ise bu konuda daha temkinliydi, ancak onlar da piyasanın İran üzerindeki baskıyı karşılamaya yetecek denli arza sahip olduğu yolundaki görüşlerini koruyor.

Demokrasiyi Savunma Vakfı Başkanı ve İran’a ek yatırımların destekleyicisi Mark Dubowitz, “İran’a maksimum baskı, ABD yönetimi İran’ın petrol ihracatını tamamen durdurmadan maksimalist olamazdı” dedi ve “Bu karar ile İran’ın ekonomisi ağır baskı altında kalacak, zira ülkenin konvertibl para cinsinden kazançları kuruyacak ve döviz rezervleri azalacak” şeklinde görüş bildirdi.

Okumaya devam et

Öne çıkanlar