Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

THY Boeing 737 Max uçuşlarını durdurmamış, durdurmaya mecbur kalmış

5 ayda 2 kez düşen Boeing 737 Max tipi uçaklara ilişkin THY'nin aldığı sefer durdurma kararının, ülkelerin hava sahalarını ve havalimanlarını bu uçaklara kapattığı için mecburen alındığı iddia edildi.

THY yolcu güvenliği nedeniyle 737 Max’la uçuş yapılmayacağını açıkladı ancak gerçek sebep radar izleriyle kısa sürede ortaya çıktı.

BOLD-5 ay içinde 2 kez düşen ve bu kazalarda 346 kişiye mezar olan Boeing 737 Max tipi uçaklar, birçok ülke tarafından uçuştan çekilmiş, bazı Avrupa ülkeleri ise hava sahalarını bu uçaklara kapatmıştı.

Konuya ilişkin ilk olarak üretici firmayla irtibat halinde olduklarını açıklayan THY, uçuş güvenliğine yönelik herhangi bir sorun olmadığını, buna teşkil eden bir durum ortaya çıkarsa gereğinin yapılacağını duyurmuştu.

Boeing de bazı ülkelerin aldığı hava sahalarını kapatma kararını anlayışla karşıladığını ancak ABD Federal Havacılık İdaresi’nin (FAA) kurallarına göre ek bir işlem yapması gerekmediğinden müşterilerine ve operatörlere güncellenmiş teknik rehberlik hizmeti verilmeyeceğini açıklamıştı.

THY’nin Boeing’den yapılan açıklamaya istinaden uçuşların durdurulmasına yönelik herhangi bir adım atmadığı düşünülüyordu.

Ancak Boeing’in açıklaması bu şekilde kalmasına rağmen THY’nin daha sonra söz konusu uçakların seferlerini durdurduğu açıklaması yapıldı.

Açıklamayı Twitter hesabından yapan THY Genel Müdürü Bilal Ekşi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün yönlendirmesiyle bu kararı aldıklarını ifade etti.

Bu açıklamanın ardından da Türkiye’nin hava sahasının Boeing 737 Max tipi uçaklara kapatıldığı haberleri gündeme geldi.

“THY BU KARARI ALMAK ZORUNDA KALDI”

Hava trafiği ile ilgili anlık bilgiler veren flightradar uygulaması, THY filosundaki İstanbul’dan kalkış yapan Boeing 737 Max 8’lerin Atatürk Havalimanı’na geri döndüğü bilgisini fotoğraf eşliğinde paylaştı.

Radardaki verilere göre İstanbul’dan havalanan ve Londra’nın Gatwick Havalimanı’na, Birmingham’a, Nouakchott’a giden Boeing 737 Max 8’lerin havadan geri döndüğü bilgisi paylaşıldı.

Demirören Haber Ajansı’nın (DHA) servis ettiği haberde, havadan geri dönmelerin, THY’nin Boeing 737 Max 8’leri yere indirme kararı nedeniyle olduğu ifade ediliyordu.

Uçuş güvenliği nedeniyle alındığı iddia edilen karara ilişkin yapılan açıklamalar birçok sosyal medya kullanıcısına mantıksız gelmiş olsa gerek ki konuya ilişkin birçok soru ve eleştiri yöneltildi.

Bu kararın neden en başından beri alınmadığından havadaki yolcuların güvenliği için varış noktasına inmek yerine geri dönmenin ne ölçüde doğru olduğuna kadar birçok soru soruldu.

THY UÇUŞLARI YOLCU GÜVENLİĞİ İÇİN DEĞİL AVRUPA HAVA SAHASINI KAPATTIĞI İÇİN ALDI

En çok üzerinde durulan iddia ve yöneltilen eleştiri ise THY’nin uçuşları durdurmaya mecbur kaldığı, söz konusu uçakların inebilecek havalimanı bulamaması nedeniyle geri döndüğü yönündeydi.

Buna göre; THY kaza sonrası bile sözkonusu uçakları kullanmaya devam etti. Ama Avrupa ülkeleri tek tek hava sahalarını bu uçaklara kapatınca, THY mecburen uçuşları durdurdu.

Boeing 737 Max’lerle inilebilecek havalimanı olmamasıyla birlikte ülkelerin hava sahasını kapatmaları nedeniyle uçakların geri dönmek zorunda kaldığı gündeme geldi.

THY, söz konusu uçakları yere indirene kadar aslında başta İngiltere olmak üzere birçok ülke bu uçakların hava sahasına girmesini yasaklamıştı.

Havadaki THY’ye ait 6 adet Boeing 737 Max, ülkelerin bu kararının ardından yolcularıyla birlikte geri dönmek zorunda kaldı.

Birçok ülkenin peşi peşine uçuşları durdurma kararı aldığı bir günde söz konusu uçakların havalanmasına neden izin verildiği de en çok yöneltilen eleştirilerin başında geldi.

Gündem

Gazeteci Mehmet Baransu: Görmediğimiz, yayımlamadığımız bir belgeden suçlanıyorum

15 Temmuz’dan sonra Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Taraf Gazetesi yöneticileri ve muhabiri Mehmet Baransu’nun “Balyoz Darbe Planı” belgelerini yayımlamaktan dolayı yargılandığı dava İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Gazeteci Mehmet Baransu’nun Cuma günü yarım kalan savunmasına bugün devam edildi. Hakkındaki iddialara cevap veren Baransu’nun savunması tamamlanamadı. Mahkeme heyeti duruşmayı 10 Temmuz 2019’a erteledi.

Taraf Gazetesi’nde yayımladığı haberlerle Türkiye’de gazetecilik tarihi açısından cesur işlere imza atan Mehmet Baransu, bir askeri cuntayı deşifre ettiği gerekçesiyle tutuklu olarak yargılanıyor.

Gazeteci Mehmet Baransu, Cuma günkü duruşmada yaptığı savunmanın devamında iddianameyi hazırlayan savcının kendisi hakkında istinat ettiği suçlamaları tek tek çürüttü.

“MEHMET PARTİGÖÇ’ÜN CUNTACI OLDUĞUNU İLK BEN YAZDIM”

P24’ün aktardığına göre duruşmada savunma yapan Baransu, “Bana FETÖ üyesi diyorsunuz, 15 Temmuz’un önde gelen isimlerinden gösterilen Mehmet Partigöç’ün cuntacı olduğunu 2010’da Karargâh kitabımda yazdım. Burada bir çelişki yok mu?” dedi.

Ayrıca Telefonumu yasa dışı dinleten dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hamza Celepoğlu hakkında 2012’de suç duyurusunda bulunduğunu anlatan Baransu, “Yasadışı dinleme haberi Taraf da 1. sayfadan yayımlandı. O dönem soruşturma açılsa, belki de MİT tırları durdurulmayacaktı. FETÖ üyesiysem, bunları yapmamam gerekmez miydi?” şeklinde sordu.

“YAYIMLADIĞIMIZ BELGELERDE ‘EGEMEN HAREKAT PLANI’ YOKTU”

Balyoz Darbe Planı’na ilişkin 2029 adet belge teslim ettiğini vurgulayan Baransu, “Hepsine teker teker imza attım. Ama içlerinde Egemen Harekât Planı yoktu. Görmediğimiz ve yayımlamadığımız bir belgeden suçlanıyoruz.” dedi.

Türk Ceza Kanunu (TCK) 326’ıncı maddeden “orijinal belgeleri imha etmek” suçundan tutuklu olduğunu hatırlatan Mehmet Baransu, “Bir yalandan dolayı tutukluyum. Balyoz’u yazan gazeteci olmama rağmen iddianameyi okuya okuya anlayabildim. İddianamede FETÖ’nün medya yapılanmasına mensup ‘olabileceğim’ yazılmış. Bu iddianameyi bir ihtimal üzerine kurmuşlar. Bu mahkeme bu iddianameyi nasıl kabul etmiş?” dedi.

TAHLİYE TALEBİNDE BULUNMADI

Hiçbir duruşmada tahliye talebinde bulunmadığını vurgulayan Baransu, “Ama yeni bir hukuksuzluğa imza atılmaması adına: Bu dosyada TCK 326’dan (“devletin gizli belgelerini imha etmek”) ve TCK 327’den (“devletin gizli belgelerini temin etmek”) tutukluyum.” diyerek tutanaklara geçmesini istedi.

Hazırlanan iddianamede tutuklu olmasına gerekçe gösterilen “örgüt üyeliği” istinadının olmadığına dikkat çeken Mehmet Baransu, “TCK 327 açısından daha uzun süre tutuklu kalmam mümkün değil; TCK 326 açısından ise bu dosya çökmüştür. Nasıl tutukluluğa devam kararı vereceğinizi merak ediyorum” ifadelerini kullandı.

Baransu’nun yargılandığı davaya müşteki olarak katılan Emekli Albay Dursun Çiçek, davanın 15 Temmuz kapsamında genişletilmesini istedi. Ayrıca Çiçek, Mehmet Baransu’nun “örgüt yöneticiliği” suçlamasından da yargılanmasını ve tutukluluğunun devamını talep etti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuklu sanık Mehmet Baransu ile firari sanık Tuncay Opçin’in 75 yıla kadar diğer şüpheliler Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Yıldıray Oğur’un da 52 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep ediliyor.

Mehmet Baransu: Balyoz darbe planıdır, bugün olsa yine yazarım

Okumaya devam et

Gündem

Ozan Arif’in Mevlid-i Şerifi “Seçim yasaklarına” takıldı

Ülkücü camianın yakından tanıdığı Ozan Arif’in vefatı nedeniyle okutulmak istenen mevlid-i Şerif, Diyanet engeline takıldı.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik sert eleştirileri ile tanınan Ozan Arif için okutulmak istenen 40 Mevlid-i Şerif, Aksaray Müftülüğü tarafından camilerin siyasete alet edileceği iddiasıyla izin verilmedi.

Aksaray Müftülüğü kararına gerekçe olarak Diyanet’in, “Camilerde propaganda yapılamayacağı” talimatını gösterdi. “Halk yanlış anlar” dedi.

31 Mart seçimleri sürecinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) belediye başkan adaylarının camilerde yaptığı propagandaları görmezden gelen Diyanet’in, 13 Şubat’ta hayatını kaybeden ‘Ozan Arif’ mahlaslı halk ozanı Arif Şirin’in mevlidine izin verilmemesine sevenleri tepki gösterdi.

Ozan Arif’in vefatının 40’ıncı günü nedeniyle mevlit okutulmak istendi. Bunun için de Aksaray İl Müftülüğü’ne başvuruldu.

Ancak müftülük, hem Diyanet Kanunu’nun “din görevlilerinin, herhangi bir siyasi parti için siyaset yapamayacağı” yönündeki maddesini hem de Diyanet’in kendilerine gönderdiği talimatı gerekçe gösterip yasak koydu.

DİYANET’İN AKP’LİLERE UYGULANMAYAN TALİMATI HATIRLATILDI

Müftü Cemalettin Bal imzalı yasak kararında, şöyle denildi: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nca gönderilen Mahalli İdareler Seçim Yasakları konulu yazılı talimatta ‘Müftülük hizmet binalarında, Kuran kurslarında, camilerde, bunların altında, bitişiğinde veya müştemilatı sayılan yerlerde siyaset ve şahsiyet yapılmaması, iç ve dış politikalara girilmemesi, ima yoluyla da olsa, herhangi bir siyasi parti veya zümrenin lehine veya aleyhine olabilecek konuşmalardan, yanlış anlama ve yorumlara sebebiyet verebilecek davranış, etkinlik ve faaliyetlerden sakınılması’ bildirilmektedir. Bu itibarla 24 Mart 2019’da Ulu Cami’de mevlit programının icra edilmesi uygun görülmemiştir.”

OZAN ARİF’İN OĞLU TEPKİ GÖSTERDİ

Ozan Arif’in oğlu Mehmet Alp Şirin, skandal yasağa sosyal medya hesabında şu tepkiyi gösterdi.

“Müftü Efendi ya yanlış anlamış ya da bazı temel bilgilerden bihaber” diyen Şirin, “Bizim dinimizde dünyevi meşgalelerin ahiretle alakası yoktur.” dedi.

“Ne siyaset konuşuruz, ne slogan atarız, ne siyasi içerikli pankart asarız, ne de parti amblemli şeker, lokum veya çay dağıtırız.” sözleri camilerde siyaset yapanlara göndermede bulunan Şirin, “Bu kanunu, hayatında doğrudan veya dolaylı siyasetle uğraşmış herkese uygulamaya kalkarsanız memlekette mevlidini okuyabileceğiniz kimse kalmaz.” şeklinde tepki gösterdi.

AKP’li adaydan camide kahvaltılı seçim propagandası

Okumaya devam et

Gündem

Bahçeli, Ankaralıları bu sözlerle tehdit etti: 31 Mart seçimleri uçurumdan önceki son çıkış

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın Ankara’da düzenlediği mitingde “31 Mart seçimleri Ankara için uçurumdan önceki son çıkıştır” ifadesini kullandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve MHP’nin Ankara’da ortak düzenledikleri mitingde konuşan Devlet Bahçeli, “Ankara milli bekamızın stratejik beşiğidir.” muhalefete ağır sözlerle yüklendi.

MUHALEFETE “TERÖR SEVİCİLERİ” VURGUSU YAPTI

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan önce mitingde halka hitap eden Bahçeli, “31 Mart seçimleri yalanla doğru, sahtekârlıkla sadakat, terör sevicileri ile Türkiye sevdalılar arasında yapılacak olan en kritik seçim olacaktır. 8 gün sonra ya beka diyeceğiz, ya belaya boyun eğeceğiz.” sözleri toplumu kutuplaştıran söylemlere devam etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İyi Parti’nin kurduğu ittifaka ağır sözlerle yüklenen Devlet Bahçeli, “Cumhur ittifakı milli varoluşumuzun hizmetkârıdır. Buna karşılık zillet ittifakı kumpastır, komplodur, kaostur, kavgadır, kargaşa güvertesidir. Ankara dün zilleti reddetti” dedi.

MANSUR YAVAŞ İÇİN “SİYASİ DEVŞİRME” İFADESİNİ KULLANDI

“Cumhur İttifakı’nın Ankara adayı Sayın Mehmet Özhaseki’dir.” diyen Bahçeli, “Hiçbir siyasi devşirme Ankaralıyı tapulu malı görmesin.” sözleri ile CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş’ı hedef aldı.

“Eski ülkücüymüş, MHP’liymiş. Bunların hepsi masal, hepsi fasa fisodur. Ya ülkücüsündür ya değilsindir. Arası yoktur ortası yoktur.” diyerek konuşmasına devam eden Devlet Bahçeli, “Dün CHP’yi kötülerken, bugün CHP’nin filikasına binen şahsiyetin siyasi çizgisi olmayacaktır. Ankara Polatlı’dan top sesleri duyarken bile teslim olmadı. Cumhuriyetin başkenti nice badireleri atlattı taviz vermedi.” dedi.

Konuşmasında kaotik dil kullanmaya devam eden Bahçeli, “Milli bekamızı, cumhuriyetin ruhunu, milli birlik ve dayanışma iradesini hem yıkmak hem de kırmak için devrededirler. Gezi Parkı’nda denediler, şamarı yediler. 6-7 Eylül’de denediler, bedelini ödediler. Zillet ittifakına diyorum ki; 31 Mart’ta yapamayacaksınız. Ankara’yı ele geçiremeyeceksiniz.” dedi.

Mini Süleyman Soylu Belgeseli: “Ben döneğim öyle mi?”

Okumaya devam et

Öne çıkanlar