Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Gaziantep’teki askeri alan imara açılacak

31 Mart seçimleri kapsamında Gaziantep’te düzenlenen mitinge katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehir merkezindeki askeri birliğin taşınarak söz konusu alana millet bahçesi ve konut inşa edileceğini söyledi. Gaziantep’in eski stadının yerine millet bahçesi yapılıyor olması, askeri alanın iktidar tarafından ranta dönüştürülerek konut amaçlı kullanılacağı ifade ediliyor.

11 MİLYON METREKARE ALANA SAHİP

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Millet Bahçesi Projesi kapsamında değerlendirilecek olan Gaziantep 5’inci Zırhlı Tugay Komutanlığı’nın bulunduğu 10 milyon 700 bin metrekare büyüklüğündeki General Hüseyin Ataman Kışlası, iktidar partisi AKP’nin iştahını kabartıyor.

AKP’NİN İŞTAHINI KABARTIYOR

15 Temmuz sonrası dönemin Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Gaziantep şehir merkezinde kalan askeri alanların belediyelere devredilmesi noktasında proje geliştireceklerini söylemişti. Gaziantep’te Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) seçim mitingde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tugay Komutanlığı’nın bulunduğu arazinin imara açılacağını ve millet bahçesi yapılacağını ifade etti.

AKP’li seçmene hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10 milyon 700 bin metrekare büyüklüğündeki askeri alanın yarısını gül bahçeleriyle, ıhlamurlarıyla, çınarlarıyla bir millet bahçesi haline dönüştüreceğiz. Kalan kısmına da Antep’in tarihi, kültürü ve mimarisine uygun bir medeniyet şehri kuracağız” dedi.

General Hüseyin Ataman Kıçlası, 10 milyon 700 bin metrekare alana sahip

ŞEHRİN EN GÜZEL ALANINA SAHİP

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği askeri arazi, şehir merkezindeki en büyük alan sahip. Gaziantep Adliye Sarayı’nın yanında bulunan 5’inci Zırhlı Tugay Komutanlığı, 10 milyon 700 bin metrekare alanda bulunuyor. Askeri arazi, Hacı Sani Konukoğlu Bulvarı’ndan başlayıp, Gaziantep Arena’ya kadar devam ediyor. Şehrin büyümesiyle birlikte arazisi dikkat çeken Tugay Komutanlığı’nın, şehrin dışında başka bir alana taşınması amaçlanıyor.

Mega projeler için imara açılan arazi AKP’lilere aitmiş

Gündem

İki bin görme engelli KHK ile ihraç edilmiş

Af Örgütü’nün “Dönüşü Olmayan İhraçlar Raporu”na göre iki bin görme engelli KHK’yla ihraç edilmiş, OHAL Komisyonu ihraç onaylayan bir mekanizma, iade olanları ise dışlanma bekliyor.

BOLD-Uluslararası Af Örgütü Basın Koordinatörü Türkiye Şubesi Basın Koordinatörü Beril Eski, “Dönüşü Olmayan İhraçlar Raporu”nu anlattı.

Gazeteci Çağlar Cilara’nın Onuncu Köy programına konuk olan Eski, OHAL Komisyonunun ihraçları onaylayan bir mekanizma gibi çalıştığını söyledi.

2018 Ekim ayında açıklanan raporun OHAL Komisyonunun çalışma şekli ve 109 komisyon kararını incelediğini anlatan Eski “Bu rapor ortaya koyuyor ki ihraçlar nasıl adil süreçle yapılmadıysa OHAL komisyonu da adil bir süreç işletmiyor. Kamudan ihraç edilenler neredeyse üç yıldır itirazlarına cevap bekliyor ve çok az mağdurun itirazı kabul edildi” dedi.

2 BİN GÖRME ÖZÜRLÜ MEMUR İHRAÇ EDİLDİ

OHAL sürecinde kamudan ihraç edilen 130 bin kişinin ihraç edildiğini bu rakam içerisinde kamu işçisi ve özel sektör çalışanlarının bulunduğuna dikkat çeken Eski, “İhraçlar denilince kamuoyu genelde asker, polis, öğretmen olarak algılıyor oysa ihraçlar çok geniş bir mesleki alanı kapsıyor. Ziraat mühendisinden müzisyene, sağlık çalışanlarından, savcı hakim ve adalet çalışanlarına, akademik personelden teknik personele aileleri ve yakınlarıyla birlikte yüz binlerce insan etkilenmiş durumda. Mesela ihraçlar arasında görme özürlü sadece 2 bin memur var” diye konuştu.

KHK’LILARIN SESİNİ DUYURACAKLARI BİR MECRA YOK

Kanunen suç olarak tanımlanmayan gerekçelerle işlerini kaybeden insanların haklarını arayacak, seslerini duyuracak bir mekanizmanın olmadığını anlatan Eski, “Bir sabah uyandığınızda ihraç edildiğini öğreniyorsunuz ve zorluklar o gün başlıyor, başta ekonomik sorunlarla karşılaşıyorsunuz, sosyal sorunlar, kendini anlatamıyor, görüşülebilecek bir makam bulamıyorsunuz. Bankaya para yatırmak, sendikaya üye olmak, çocuğunu okula yazdırmak gibi yapıldığında suç olmayan gerekçelerle ihraç edildiğinizi yıllarca birlikte çalıştığınız arkadaşlarınıza idarecilerinize anlatamıyorsunuz” ifadesini kullandı.

DOSYALARIN HENÜZ YARISI İNCELENDİ, 58 BİN BAŞVURU REDDEDİLDİ

OHAL Komisyonun 125 bin başvurudan şimdiye kadar 58 bin dosyayı reddettiğini, 4 bin 700 işe iade kararı verdiğine işaret eden Eski şöyle konuştu:

“15 ay gibi süreyle kurulan komisyon süresini çoktan aştı ve henüz dosyaların ancak yarısını inceleyebildi. Diyelim ki komisyondan ret cevabı aldınız, başvurunuz kabul edilmedi, komisyon size gerekçeli bir karar vermiyor, genel geçer kavramlarla reddedildiğine dair cevap alıyorsunuz. bu süreçten sonra İlk Derece İdare Mahkemesi, daha sonra Bölge İdare Mahkemesi, ondan sonra Danıştay ve en sonunda da Anayasa Mahkemesi’ne başvurabiliyorsunuz. İlk Derece İdare Mahkemesi sadece Ankara’da var, bu yetkiyi tek bir mahkemeye verdiler. Bu mahkeme on binlerce dosyaya nasıl bakıp karar verebilecek bu da ayrı bir konu.

DAMGALANMA SÜRECİNE MARUZ KALIYORLAR

Sosyal olarak bir damgalama sürecine maruz kalıyorlar. Psikolojik sorunlar yaşıyorlar, sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorlar, hiçbir şey yapmalarına müsaade edilmediği gibi iş de bulamıyorlar. Akademisyenlerin inşaatlarda çalışması, memurların kombi tamirciliği, hakim, savcıların garsonluk yapması gibi örneklere rastlıyoruz. Eğitimli insanların geçimlerini sağlamak için çok düşük ücretle çalışıyorlar. Evlerini arabalarını satmaları, yalnızlaştırılmaları, terörist damgası yemeleri, suçlarını bilmemeleri bu kesimde ağır psikolojik travmalara yol açıyor. Bu süreçte ruh ve beden sağlığını kaybedenler var, intihar edenler var.”

İADE DE TAM ANLAMIYLA BİR İADE DEĞİL

İnceledikleri 109 karardan 7’sine iade verdiklerini söyleyen Beril Eski, bu iadelerin de tam anlamıyla bir iade olmadığını söyledi: “Çalışmadığınız dönemin maaşını alıyorsunuz ama faizini alamıyorsunuz. İşe iade ediliyorsunuz ama daha düşük bir pozisyonda işe başlıyorsunuz. Akademisyenler eski çalıştıkları kuruma değil, 2016’dan sonra kurulan İstanbul, Ankara, İzmir dışındaki üniversitelere yerleştiriliyor. Ya da akademik kadroda değil, araştırma merkezinde görevlendirme yapılıyor. Tam anlamıyla ve etkin bir şekilde iade sağlanmıyor. Tazminat ve onarım sürecinin de eksik yürüdüğünü tespit ettik.”

KOMİSYON TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ DEĞİL

Komisyonun 7 üyesinin cumhurbaşkanlığı, adalet ve içişleri bakanlığı tarafından, iki üye de HSYK tarafından atandığını belirten Eski, bu durumun komisyonun bağımsız ve tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AHİM) OHAL Komisyonunun tarafsız ve bağımsızlığını inceleme yetkisini saklı tuttuğunu hatırlattı.

KOMİSYON ÜYELERİ DE TEHDİT ALTINDA 

Eski komisyon üyelerinin de psikolojik baskı ile çalıştıkları ifade ederek “Komisyonun bağımsızlığı ile ilgili ciddi şüpheler var. Ayrıca cumhurbaşkanlığı komisyon üyelerini, terör örgütüyle iltisaklı diye görevlerine aniden son verebiliyor. Dolayısıyla komisyonun değerlendirme yapan üyeleri de değerlendirdiklerini kişilerin yaşadıkları yaşama tehditi altında.” dedi.

ADALETE GÜVENİ KAYBETMİŞ DURUMDALAR

Komisyonun mağdur edilenlere ne kadar bir sürede cevap vereceğinin belli olmadığını değinen Eski, şunları kaydetti:

“Geç gelen adalet, adalet değildir. Bu çalışmanın bu kadar uzun sürmesi adaletin sağlanamayacağı anlamına geliyor. İnsanlar çok çaresiz adalete olan güvenlerini kaybetmiş durumdalar, hukukun temel ilkeleri ihlal edildi. Ulusal ve uluslar arası hukuk ilkeleri çiğnendi. 33 bin 500 öğretmen, 7 bin sağlık çalışanı, 31 bin 500 polis, 6 bin akademisyen, 13 bin asker ve 39 bin diğer kamu çalışanı ihraç edildi. Güvenlik açığı kapatılabilir, çok kısa bir eğitimle kişiler asker polis olabilir ancak bir akademisyen bir doktor, öğretmen kısa süreli eğitimle yetiştirilemez. Uluslararası Af Örgütü olarak Türkiye’deki keyfi sürecin sona ermesi, herkesin işine geri iade edilmesi, KHK’ların kaldırılması, kayıpların tazmin edilmesidir.”

İHRAÇ GEREKÇELERİ SUÇ OLMAYAN SEBEPLER

İhraç sebeplerinin hukuk en temel ilkesine aykırı olduğunu ifade eden Beril Eski, “Siz hangi davranışınızdan dolayı ve ne yaptığınızı bilmeden ihraç ediliyorsunuz ve buna karşı kendinizi yazılı olarak savunabiliyorsunuz. Tanık gösteremiyorsunuz, sözlü savunma yapamıyorsunuz, duruşma görüşme gibi bir prosedür işletemiyorsunuz. Sendikaya üye olmak, banka hesabı, kızının belli bir okula gitmesi ihraç sebebi. Aslında bunlar suç değil. Daha sonra bunlar suç ilan edilse bile yapıldığı dönemde suç değil. Hukukun en temel ilkelerinden biri suçun net ve kesin olmasıdır. Önceden bellidir, tanımlanmıştır. Suç işlendiği tarihte suç olarak tanımlanmamışsa geriye yönelik işletemezsiniz. Yapıldığı tarihte suç olmayan bir şeyden dolayı insanları yargılayamazsınız. O açıdan hiç adil bir süreç değil.” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Gündem

Gergerlioğlu: Kaçırılan 6 kişi Türkiye’deki en büyük insan hakları ihlalidir

Siyah Transporter'la kaçırılanların yakınları Gergerlioğlu'nun konuğu oldu

Şubat ayı içerisinde Siyah Transporter’la kaçırılan 6 kişinin yakınları Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Periscope yayınına katıldılar. Gergerlioğlu bunun bir Nazi uygulaması olduğunu söyledi.

BOLD-Şubat ayı içerisinde “Siyah Transopret” vakası olarak kaçırılan 6 kişiden halen haber alınamadı. Kaçırılalardan 4’ünün yakınları Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun periscope üzerinden yaptığı canlı yayına katıldılar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu, devlet güçlerinin kendi vatandaşlarını kaçırıp zorla kaybetmesinin bir Nazi uygulaması olduğunu söyledi:

“1941 yılında Naziler kendilerini eleştirenleri kaçırdılar, hatta başka ülkelerden bile kaçırıp getirdiler ve kaybettiler. Bu tip zorla kaybetme olayları Nazi uygulamaları. Daha sonra Güney Afrika ülkelerinde görüldü. Türkiye’de 90’lı yıllardan beri yapılan bu uygulamalarda cezasızlık bir yöntem olarak kullanılıyor.” dedi.

Türkiye’nin şu anki en büyük insan hakları ihlalinin Şubat ayı içinde zorla kaybedilen 6 kişinin bulunmaması olduğununu belirten Gergerlioğlu, herkesi bu 6 kişinin bulunması için mücadele etmeye çağırdı.

“EŞİMİN BİR SUÇU VARSA TUTUKLAYIN”

Şubat ayında kaçırılan 6 kişiden biri olan Mustafa Yımaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz, “Eşimin bir suçu varsa yargılasınlar, tutuklasınlar, resmi biçimde yapsınlar şu an eşimin hayatından endişe ediyorum.” dedi. Eşinin üç üniversite mezunu başarılı bir insan olduğunu belirten Sümeyye Yılmaz, 3.5 yaşında babasına düşkün bir kızı olduğunu, artık yemek bile yemediğini ve çok zayıfladığını belirtti. Yaptığı başvuralardan hiçbir sonuç alamadığını belirten Yılmaz, eşinin bir an önce yargıya teslim edilmesini istedi.

Eşinin daha önce tutuklanıp cezaevine konduğunu anlatan Yılmaz, “Suçu varsa neden serbest bıraktılar, suçu yoksa neden kaçırıyorlar, neden yargı karşısına çıkartılmıyor anlayamıyorum” dedi.

OLAY BİZ OLUNCA DEVLET HİÇBİR ŞEY YAPMIYOR

Şubat ayında kaçırılan Yasin Ugan’ın abisi Mikail Ugan ise mücadelelerinde yalnız kaldığını anlattı. Ugan, “Olay biz olunca devlet kaçırılan bu 6 kişi hakkında kör, sağır, dilsiz. Normal kaçırılmalarda devletin imkanları seferber edilirken, olay biz olunca hiçbir şey yapılmıyor. Kardeşimin üç çocuğu vardı üçü de perişan. İftar yapıyoruz, acaba Yasin bir şey yiyebiliyor mu diye düşünüyoruz, su içiyorum, Yasin içebiliyor mudur diye düşünüyorum. Biz yargıdan kaçmıyoruz, yargılanacaksa resmi olarak yapılsın.” dedi.

DELİLLERİYLE KAÇIRILMA SABİT

Kaçırılan Salim Zeybek’in eşi Fatma Betül Zeybek ise olaya ilişkin tüm delilleri topladığını ama hiçbir işlem yapılmadığını anlattı. Eşinin kaçırıldığı sırada kendisi ve çocuklarının da yanında olduğunu bu şahitliğe rağmen Savcılığın hiçbir işlem yapmadığını anlatan Betül Zeybek, “Eşim götürüldükten sonra polis olduğunu söyleyen kişiler bizi başka araçlarla Ankara’ya kadar getirdi. Araçların görüntüleri var, polislerin bana verdikleri parada parmak izi incelemesi yaptırdım kriminale onun raporu var. Bunların hepsini ben toplayıp CD’ler ve raporları savcıya verdim ancak hiçbir işlem yapılmıyor.” dedi.

EV SAHİBİ KAÇIRILMAYA ŞAHİT

Yasin Ugan’la birlikte kaçırılan Özgür Kaya’nın eşi Aycan Kaya ise kaçırılmanın kalabalık silahlı bir grup tarafından yapıldığını, eşinin başına poşet geçirilerek kaçırıldığı sırada ev sahibi ve komşuların buna şahit olduğunu söyleyerek şöyle konuştu:

“Ben başına poşet geçirilerek götürüldüğünü öğrenince, kamera kaydı aramaya başladım. Yürüyüşünden eşimi teşhis edebilirdim çünkü. Ama ev sahibi dedi ki, ‘ben zaten götürürlerken eşini gördüm’. Yani olayın şahidi var ancak savcılık şahitlere de bakmıyor. Eşim işten eve evden işe bir insan. Akşamları dışarı çıktığına bile nadir şahit oluşumdur. Bizler normal insanlarız. Eşim bunu yapacak ne yapmış olabilir anlayamıyorum. Üç çocuğum var 14 yaşındaki kızımdan bir şey saklayamıyorum. Hepsinin psikolojisi bozuk, davranışları değişti. Çocukları artık yalanla da kandıramıyorum. En son çocuklardan biri ‘babam öldü, ölmese bizi arardı’ dedi.

Yargıya başvuruyoruz, ‘kendi gitmiştir’ gibi lakayt cevaplarla karşılaşıyoruz. Mahallede yoldan geçen insanlara söylüyorum, onların bile kaçırılmadan haberi var. Ama yetkililer bunları görmezden geliyor. En ağır suçlular hapise konuyor, bizim eşlerimiz ne yapmış olabilirler de böyle kaçırılıp kaybedildiler.”


GERGERLİOĞLU: AİLELERE DE İŞKENCE YAPILIYOR

Gergerlioğlu zorla kaybedilme olaylarıyla ilgili uluslararası sözleşmelere göre ailelere de yapılmış bir işkence olduğunu, bunun uluslararası bir suç olduğunu belirtti. “Zorla kaybedilme sözleşmesini okuyunca dehşete kapılıyorsunuz. Devlete böyle hesapsızlık verince neler neler oluyor. Siyasi erke büyük güç verirseniz, hesap sormazsanız inanılmaz hadiselere imza atılıyor.” diyen Gergerlioğlu, Gökhan Türkmen ve Erkan Irmak’ın da Şubat ayı içerisinde kaçırılan diğer iki kişi olduğunu, bunların da bulunması için mücadelesini sürdüreceğini belirtti.

Kaçırılan 6 kişiyle ilgili yeni gelişme: Aynı dosyada toplanıyorlar

Okumaya devam et

Gündem

Hakkari’de bir çoban vuruldu kimsenin umurunda olmadı

Koyunlarını otlatırken vurulan çoban Sertip Şen’in babası: “Hakkari’de bir çoban vurulmuş kimin umurunda” demişti öyle oldu. Vuran uzman çavuş serbest.

Yüksekova’da koyunlarını otlattığı esnada öldürülen çoban Sertip Şen’i vurduğu belirlenen Uzman Çavuş M.T. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesi Onbaşılar (Wargenima) köyünde, 2 Mayıs Perşembe günü koyunları otlattığı esnada askeri bölgeden açılan ateş sonucu vurulan 46 yaşındaki Sertip Şen’in yaşamını yitirmesi olayında ön otopsi raporuna çıktı.

KALBİNDEN VURULDU UYARI AMAÇLI DENDİ

Raporda Şen’in kalbine yakın bir noktaya isabet eden kurşunla yaşamını yitirdiği ve derinliğinin ölçülemediğine yer verildi.

Olaya ilişkin Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından inceleme başlatıldı. Yapılan incelemede silahın sözleşmeli Er H.A.’ya ait olduğu, ateş eden kişinin ise Uzman Çavuş M.T. olduğu saptandı. Soruşturmada Şen’in askeriyeye ait HK33 Piyade Tüfeği silahıyla öldürüldüğü belirlendi.

Gözaltına alınan Uzman Çavuş M.T. savcılık ifadesinin ardından çıkarıldığı Yüksekova Sulh Ceza Mahkemesi’nde adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

M.T. mahkeme ve savcılıkta yaptığı savunmasında uyarı amaçlı ateş ettiğini, daha öncede uyarı amaçlı ateş edildiğini ve bunun sıklıkla yapıldığını ileri sürdü.

“HAKKARİ’DE BİR ÇOBAN ÖLMÜŞ KİMİN UMURUNDA”

Baba Şen, olayı şu sözlerle anlatmıştı:

“Sabah 07.00’de koyunları alarak köye 3 kilometre uzaklıkta bulunan Kavlêboş Yaylası’na götürdü. Akşam saatlerinde pancar toplayan kadınlar görmüş. Olay yerine giden köylüler, Sertip’i 3 kilometre boyunca sırtında taşıyarak köye getirdi. Uzun bir süre yaralı bir şekilde kalmış ve çok kan kaybı yaşamıştı.

Oğlum kalbine yakın bir yere isabet eden kurşunla yaralanmış. Karakol bölgesinde vurulan oğlum orada uzun bir süre kan kaybı yaşadı. Vurulduğu yerde karakol ve üst bölgeleri var. O kadar yakın yerde vurulan oğluma neden müdahale edilmedi? Yüksekova’nın bir köyünde bir çoban vurulmuş, yaşamını yitirmiş ama kamuoyu sessiz. Ölüm bu kadar basit olmamalı. Hakkari’de bir çoban vurulmuş kimin umurunda? Biz sonuna kadar bu olayın peşinde olacağız.”

Koyun otlatırken vurulan Sertip Şen, ambulansa izin verilmediği için kan kaybından öldü

Okumaya devam et

Öne çıkanlar