Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Sedef Demirhan: Eşime birliğine dön emri veren de birliğe girer girmez vurulmasını emreden de aynı kişi

Müebbet hapis cezasına çarptırılan Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan’ın eşi Sedef Demirhan BOLD’a özel röportaj verdi. O gün 23.00’e kadar eşiyle birlikte olan Sedef Demirhan, tanıklıklarını ve mahkemede yaşadığı tartışmaları anlattı. 

Sevinç Özarslan

BOLD ÖZEL

Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Nejat Atilla Demirhan, Mersin çatı davasında bir yıl önce müebbet hapse mahkum edildi. Demirhan, o gece emrindeki hiçbir askeri birlikten çıkartmadığı ve Mersin’de herhangi bir olay yaşanmadığı halde darbe yapmaya teşebbüs ettiği iddiasıyla kendisine kumpas kurulduğunu ifade etmişti. Dün yayınladığımız mektubunda da adil bir yargılama süreci geçirmediğini, çağırdıkları tanıkların mahkemeye gelmediğini ve hakim taleplerini dikkate almadığı için iddiasını ispatlayamadığını belirtmişti. 

BOLD’a özel röportaj veren Nejat Atilla Demirhan’ın eşi Sedef Demirhan o günün yakın tanıklarından biri. 15 Temmuz günü ve gecesinde saat 23.00’e kadar eşinin yanında olan Sedef Demirhan da eşine tuzak kurulduğunu düşünüyor ve eşine o gün birliğe dönmesi emrini veren ile, birliğine girer girmez vurulması emrini veren kişinin Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu olduğunu söylüyor. Demirhan’ı vurması için ise Kurmay Başkanı Tayfun Ergi görevlendiriliyor. Sedef Demirhan’a göre eğer bu olay gerçekleşseydi ikinci Semih Terzi vakası yaşanacaktı.

Nejat Atilla Demirhan’ı tutuklayan ’emekli’ Merkez Komutanı Albay Ekrem Özer ise, Mersin’de yaşanan 15 Temmuz gecesinin kilit isimlerinden biri. Sedef Demirhan ve müebbet alan bir askerin kardeşi Cengiz Çelebi’nin (müstear isim) iddiasına göre Ekrem Özer’i MİT görevlendirdi. 

15 Temmuz’da neredeydiniz?

Afyon’da tatildeydik. Cuma akşamı annemlere yemeğe davetliydik. Benim annemler Afyon’da, kayınvalidemler de Afyon’da yaşıyor. Onları ziyaret için gitmiştik zaten. Yemeğe hazırlanırken eşime bir telefon geldi. Eşimin ‘Buyrun komutanım, tabi komutanım’ dediğini duydum. İçeriği neydi bilmiyorum ama bana aynen şunu söyledi. ‘Benim hemen jandarmaya gidip tafiks hattından görüşmem lazım.’ dedi. Bu askeriyeden askeriye görüşülen gizli bir telefon hattı. Biz Bolvadin ilçesindeydik. Eşim hemen oradaki jandarma komutanlığına gitti. Güney Deniz Saha Komutanlığı’ndan, ‘Terör tehditi var, hemen birliğine dön’ diye emir alıyor.

Kim veriyor emri?

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu. O bizim üst amirimiz. Birinci amirimiz oluyor. Eşim geri geldi bana dedi ki, hemen eşyaları topla, gidiyoruz. Neden, niye gitmek zorundayız demeye kalmadan, ‘Acilen çıkmamız lazım, terör tehditi varmış, acilen çıkmamız lazım’ dedi. Normalde biz cumartesi yola çıkacağız, pazar dinleneceğiz, pazartesi de işe başlayacak eşim.

Saat kaç civarı oluyor bu konuşmalar?

17.00-18.00 civarı. Mersin-Afyon arası hızlıca giderseniz 5 saat sürüyor. Biz yola çıktık. Tabi eşim rahat değil ama rahat bir şekilde yol alıyoruz. Konya’da yemek yedik. Darbe yapacak olsa eşim uçarak gider ya da bir şey gelir alır onu. Biz rahat rahat arabamızla, arkada oğlum, yanında ben eşyalarımızı topladık, dönüyoruz. Mersin’e 23.00 civarında ulaşabildik.

Darbe girişimi 22.00 civarında başlamıştı.

Darbe olayı olmuş, oğlum sürekli telefondan Twitter’a bakıyor. İstanbul’da köprünün bir tarafı kapatılmış, diyor. ‘Allah Allah diyoruz, herhalde bir uyuşturucu mafyası var.’ Hiçbir şeyden haberimiz yok. Çünkü yollar tertemiz. Herhangi bir sorun görünmüyor. Fakat sonra Ankara’da jetler uçuşuyor, haberini alıyoruz, meraktayız. Biz 23.00 gibi Mersin’e vardık. Eşim beni lojmana bıraktı. Eşyaları yukarı çıkardı. Ben birliğe geçiyorum, dedi.

Daha sonra biz mahkemede şöyle bir şey öğrendik. O zamanki MİT Bölge Başkanı -tam hatırlayamıyorum adı Ali’ydi galiba- ‘Bir hareketlenme var, ne oluyor’ diye birliğe gidiyor. Eşim daha gitmeden. Eşim gider gitmez de sıkıyönetim emri geldi diye eline bir kağıt tutuşturuyorlar.

Kim tutuşturuyor?

Kurmay Başkanı Albay Tayfun Ergi. Ergi darbeden sonra 20 ay dışarıdaydı, 20. ayda artık suçlamalar artınca içeriye alındı. Eşim eline bu kağıt verilince bir toplantı yapıyor. 12 kişiyle beraber. Bölge Jandarma komutanları, diğer askerlerle beraber. O sırada Hasan Basri Dağdelen (eski emniyet müdürü) geliyor. ‘Beni buradan gönderebilir misiniz’ diyor eşime.

Niye çıkmak istiyor, orada ne işi var?

Hasan Basri Dağdelen’in evine o gece 19.00 sularında bir astsubay gelmiş, kimliğini göstermiş. Dağdelen bu kişinin adını mahkemede verdi fakat öyle bir astsubay olmadığı ortaya çıktı. Yani sahte kimlikli biri evine geliyor. ‘Birliğe gidin, önlem alın, amirallere suikast düzenlenecek’ diye bilgi getiriyorlar. O astsubay iki telefon numarası veriyor kendisine. Biri buranın üst komutanının telefonu, diğeri de ‘Genelkurmay’dan teyit alabileceğiniz numara’ diye. Dağdelen, Genelkurmay’ı aradığında ‘evet böyle bir tehdit var, amirallere suikast düzenlenecek’ diye teyit ederek birliğe gidiyor.

Sonra neden oradan ayrılmak istiyor?

Sıkıyönetim olayını duyduktan sonra oradan çıkmak istiyor. Mahkemede bir telsiz uzmanı şunu söyledi. Biz saat 22.00’de sıkıyönetim emrini aldık. Bütün birliklere geldi emir. Kurmay Başkanı (Tayfun Ergi) bunu okudu, Mazhar Süha Söylem (albay) okudu, Ayhan Canlı (albay) okudu. Bütün albaylar okudular. Böyle bir şey olacağını valiye telefon açıp söyleselerdi, ‘sıkıyönetim ilanı geldi ne yapayım’ diye sorsalardı. Orada 112 acil merkez kurulmuş. Ve madem eşim darbeci daha gelmeden gişelerde yakalansaydı. Biz o sırada Tarsus’a bile girmemiştik, gişelerdeydik.

Niye yapmadılar sizce?

Tayfun Ergi mahkemede ‘komutanın gelmesini bekledik’, dedi. Eviniz yanıyor, ama siz diyorsunuz ki, eşimi bekleyeyim de ondan sonra haber vereyim itfaiyeye. İnsan bekler mi böyle bir şey için. Ama öyle olmuyor, bütün herkes toparlanıyor orada eşim gidince de eline sıkıyönetim kağıdı veriliyor… Saat gece 02.00 gibi kendi astı olan ve o gün emekliliği dolan Mersin Merkez Komutanı Albay Ekrem Özer eşimi darbe yaptığı gerekçesiyle tutuklamaya geliyor.

Nasıl tutuklamaya geliyor? Öyle bir yetkisi var mı?

MİT’ten görev almış. O gece kriz masasında MİT de var. MİT Bölge Başkanı 23.00’te birliğe geliyor. Bunların hepsi mahkeme kayıtlarında. Birlikte 16 kamera var. 15’ini bozuk olduğunu söylüyorlar. Mahkemede sadece bir kamerayı gösterdiler. O kamerada da eşim koridorda yürüyor. Yalancı tanıklar şunu söylüyor. Çok bağırıyordu, çok öfkeliydi. Kameralarda aşırı sakin bir şekilde bir odadan bir odaya gidiyor. Ne bir öfke belirtisi var, ne bir bağırma sesi var. Sadece Ekrem Özer ile bir tartışmaları olmuş ve eşim ‘sen benim astımsın, emekli oldun, tutuklayamazsın’ diye karşı çıkıyor.

Emekli biri istediği zaman birliğe girebiliyor mu?

Aslında kartla giriş yapılıyor birliğe. Ana kapıdan rahatça girebilir. Kimliği, giriş kartları hala elinde var. Sadece ana birlik binasına ayrı bir kartla girilebilir. Ama o gece kart mart kaydı tutulmamış. Biz ısrarla o kart girişlerinden eşimin kaçta geldiği, diğer memurların, binbaşının, yüzbaşının kaçta geldiğini ispatlamak istedik. Ama hiçbir şekilde kayıt tutulmamış.

Ekrem Özer’in MİT’ten emir aldığını nereden biliyorsunuz?

Kendisi mahkemede söyledi. Merkez komutanı zaten bölgenin kara birliğine bakar. Kriz yönetimine gider. 112 acilde de görevlidir, ama o gün hiçbir görevi yok. Ve biz mahkemede şunları öğreniyoruz: Güney Deniz Saha Komutanı, eşim için vur emri vermiş. Birliğine girer girmez vurun. Bunu Ekrem Özer’e de söylemiş. O sırada vekil olan Murat yüzbaşıya da söylemiş. Ve ben Kurmay Başkanı Tayfun Ergi ile mahkemede tartıştım.

Niye tartıştınız?

Tayfun Ergi, döndü bana dedi ki, ‘bana şükretmen lazım.’ Neden dedim, ‘eşini vuracaktım, eşinin tabutu çıkacaktı, sağ kaldığı için bana şükret.’ Sen mi vuracaktın, diye sordum. Evet dedi, ‘ben emir almıştım, ben vuracaktım’ dedi.

Tayfun Ergi’ye eşinizi vur emrini kim veriyor?

Güney Deniz Saha Komutanı Hasan Uşaklıoğlu. Bizi çağıran kişi. İkinci bir Semih Terzi vakası olacaktı.

Eşinizi ‘birliğine dön’ emrini veren kişi de, vurulması emrini veren kişi de aynı. Hasan Uşaklıoğlu nerede şimdi?

Evet aynı kişi. Hasan Uşaklıoğlu’nu tanık olarak mahkemeye çağırdık. Bizim avukatımız mahkeme başkanı ile görüştü. ‘Hasan Uşaklıoğlu’na ulaşamıyoruz, büyük bir ihtimalle yurt dışında’ dedi. Mahkemeye de gelmedi. 2 Ağustos 2017’de emekli edildi -ki kendisi kuvvet komutanı olmayı bekliyordu. Şu anda yurt dışında olabilir. İki çocuğu da Amerika’da yaşıyordu zaten.

Saat 23.30 eşiniz birliğine gitti, o gece daha sonra hiç kendisiyle görüştünüz mü?

16 Temmuz sabahına kadar sürekli telefonla görüştük. Çünkü televizyonda hep alt yazı geçiyor. Akdeniz Bölge Komutanı gözaltına alındı, Akdeniz Bölge Komutanı tutuklandı. Bu haberleri duyuyorum, eşimi arıyorum. Eşim diyor ki, görev yerindeyim, görevimin başındayım, bir problem yok. Sabah altı buçukta aradığımda Tayfun Ergi açtı telefonu. Ne oluyor, bir problem mi var dedim. ‘Komutanımız hiçbirimizi dinlemedi, darbe yapmaya kalktı, şu anda da cezalandırılmak için tutuklanıyor, dedi.

Ben tabi çılgına döndüm. Ya nasıl olur bu, niye olur diye. Tayfun Ergi lojmanda alt komşumuz. 16 Temmuz sabahı karşıma geçti, öyle bir şekilde konuştu ki benimle, ‘inanın hiçbir şekilde bizi dinlemedi, şöyle yaptı böyle yaptı’ diye eşim hakkında bir sürü yalan söyledi. Ben o sırada ‘haklı herhalde, benim kocam yanlış yaptı’ diye düşündüm. O kadar inandırıcı konuşuyor.

Çocuklarım eşimin eşyalarını toplamaya birliğe gittiğinde de bize aşırı derecede yardımcı oldu. Çocuklarıma hakaret ediyorlar tabi, ‘eşyaları aldırtmayız, toplatmayız’ diye. Tayfun Ergi, ‘yapmayın silah arkadaşlarımızın çocuklarına, bu şekilde davranamazsınız, diyor. Bize o kadar iyilik yapıyor ki, ben herhalde bu adam doğru bir adam diye düşünüyorum.

Nejat Atilla Demirhan’ın çocukları da tutuklanmıştı.

Doğru biri olmadığını sonra nasıl anladınız?

Sonra mahkemede öğrendik ki, darbeden üç ya da dört gün sonra yüzbaşıya (eski harekat şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül) ısrarla şunu yaptırmış; şunun da cezası var, şu da cezalı, bunu da cezalı yazacaksın diye, eşim hakkında bir sürü şey yazdırmış. Sonra ikisi hakkında evrakta sahtecilikten ikinci bir dava açıldı. Eşimin emir subayı bölgede değildi. Tayfun Ergi, komutanının odası aranacak diye onu birliğe çağırıyor ve 16 Temmuz sabahı altıda birliğe girer girmez kelepçeletiyor. Hiçbir şeyden habersiz bu çocuk.

Ben artık bunları gördükçe, öğrenince ilk mahkemede Tayfun Ergi’ye patladım. Sen neler yaptın, niye böyle şeyler yaptın, yalancısın diye. O şekilde tartışma başladı. Suç duyurusunda bulunacaktık ama uzatmak istemedik, tekrar bir mahkeme… Benim hakkımda da bir soruşturma vardı ve onun için fazla deşelemedik.

Neden deşelemediniz, sonuçta ciddi iddialarınız var.

Şöyle; benim hakkımda da bir soruşturma açıldı. Darbe yapmaktan benim hakkımda da soruşturma açıldı.

Neye dayanarak açıldı?

Onu da bilemiyorum. Takipsizlik aldım. Hatta Mersin yetkisizlik vererek Ankara’ya gönderdi. Ankara herhangi bir şey bulamadık deyip takipsizlik verdi. O dönemde ben bu soruşturmayla uğraşıyordum. Çocukların davasına gittiğimde benim soruşturmam önlerine çıkıyordu, eşimin davasına gittiğimde onun da önüne sunuyorlardı. Ben tekrar bir suç dosyası daha oluşturmak istemedim.

İftira atıyor diye dava açılamıyor mu?

Bunları zaten mahkemede eşim söyledi. Tayfun Ergi’nin tutuklanmasının sebebi de bu zaten. Eşimle birlikte tutuklu olan diğer herkes Tayfun Ergi’yi şikayet edince onu da aldılar. Ben, benim tartışmam adına bir suç duyurusunda bulunacaktım. Bana bu şekilde davrandı, üzerime yürüdü diye. Bunu yapmak istemedim. Başka bir davayla uğraşmak istemedim. Tayfun Ergi’nin şu anda darbe yapmaktan bir davası var, bir de evrakta sahtecilik yapmaktan davası var. Diğer davalardaki binbaşı, yüzbaşı hepsi ayrı suç duyurusunda bulundu hakkında.

Tayfun Ergi’ye ‘darbe yapma’ davasını kim açtı?

O ilk başlarda tutuksuz tanık olarak gidip geliyordu. Hem tanıktı, hem sanıktı. Ama tutuksuz yargılanıyordu. En sonunda bütün herkes onun adını verince siviller, polisler dahiller ‘Tayfun şunu yaptı, öyle dedi, bunu deyince’ artık hakim baskılara dayanamayarak aldı. Yoksa 20 ay dışarıdaydı. Mahkemeye gidip geliyordu.

Bütün bu olanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Yani Kurmay Başkanı Albay Tayfun Ergi ya da birileri eşinize tuzak mı kurdu?

Tayfun Ergi ve üç albay. Ayhan Canlı, Mazhar Süha Söylem, Habil Uğurluel. Ekrem Özer’in zaten en başta piyon olduğunu düşünüyorum ama birlikte olanlar bunlar. Çünkü önceden her şeyi hazırlamışlar, kazanı kaynatmışlar, eşim on bir buçukta gelir gelmez de içine attılar.

O zamanki Vali Özdemir Çakacak’ın da bu işin içinde olduğunu düşünüyorum. Ekrem Özer darbeden bir buçuk ay önce izne ayrılmıştı. Bir burun ameliyatı olacaktı. Ondan sonran 1,5 ay da istirahatliydi. 15 Temmuz cuma sabahı Mersin Valiliği’nin sitesinde valiyi ziyaret ettiği fotoğraflarını gördüm. İzne ayrılmış, emekliye ayrılmış biri, o sabah resmi kıyafetlerini giymiş valiyi ziyaret ediyor. Eşime gösterdim, Allah Allah niye gitti ki acaba, bu adam bir şey düşünüyor ama dedi… Başka hiçbir şey demedi. Orada bir şeyler planladılar.

Vali darbeden üç gün şehrin ortasında Lütfi Elvan (dönemin Kalkınma Bakanı) ile birlikte miting yapıyorlar. ‘O komutan dediğiniz adam, -halk o kadar çok seviyor ki eşimi, herkes komutan dendi mi ölür biterdi- ki ben ona komutan bile demem.’ diyor. Şöyle yaptı, böyle yaptı. Oysa o gece hiçbir şey olmadı, halkın dışında kimse sokakta değildi. Halk da zaten lojmanların önünde toplandı. Birliği bile kimse bilmez. Çünkü birlik limanın arka tarafındadır.

Bahsettiğiniz diğer isimler neredeler?

Onlar hakkında da davalar açıldı ama organize suçlarda bir dava açıldı. Çünkü mahkemede onlar hakkında da çok şey söylendi. Habil Uğurluel emekli oldu, diğerleri görevde olması lazım. Ekrem Özer zaten baştan itibaren emekliydi. Mersin’de bir hastanenin müdürlüğü yapıyor bildiğim kadarıyla. Üç korumayla geziyor, demek ki bu kadar korkuyor. Mahkemeye müşteki olarak geldi. Bizim avukatların hepsi olayın içinde olan bir kişi müşteki olamaz diye itiraz ettiler. Müşteki sıfatı düştü, tanık sıfatıyla geldi. Mahkemede bunların hepsi konuşuldu.

Peki eşinize bir an bile olsa darbe yapmayı aklından geçirdiğini sordunuz mu?

Hep sordum. Askeriyenin içinde iki yıldır bu hep konuşuluyordu. ‘Biz bu adamı sevmiyoruz, bu adamın inmesi lazım, Hulusi Akar dahil olmak üzere. Ama eşim hep şunu söylüyordu: ‘Darbe ülkeyi 10 yıl geriye götürür. Bu şekilde olmaz. Askeriyenin başa gelmesiyle böyle bir şey düzelmez’ diye bunu hep söylüyordu. Hala söylüyor.

Bu işte bir parmağın var mı diye sordunuz mu?

Sordum, hep sordum. En başta da sordum. Bana ilk başta 30 sayfalık yazı gönderdi. Onda da yazıyor zaten. Hep kendisine terör tehdidi var denildiğini söylüyor. Hatta kurmay başkanı (Tayfun Ergi), Mersin’de lojmanlardan başka bir kamp yeri var. Tatil yapılan bir yer burası. Kurmay Başkanı oraya polis girdi diye eşimi sürekli kışkırtmaya çalışıyor. Asker gönderilmesini istiyor. Yani amaç dışarıya asker çıkartmak. Ve eşim de ısrarla asker çıkartmıyor. Darbeye bir iştiraki olsa emrinde 1500 adam var, kim buna karşı gelebilecek.

Eşim şu an Sincan Cezaevi’nde, gardiyanlar sürekli onu tehlikeli tutuklu kategorisine almak için kışkırtıyorlar. Geçen hafta ben çıktıktan sonra açık görüşte bir tartışma yaşanıyor, eşim de ‘Allah var, hukuk var’ diye karşı çıkıyor. Gardiyanlar ‘sen bize bunu nasıl söylersin’ diye tartaklamışlar. Özellikle kameraların olduğu yerlere geçtiğini söyledi o anda, kameraların olmadığı yerlere çekmişler. Hakaretler etmişler, bağırmışlar. Ertesi gün de savunmasını almışlar. Avukatımıza anlattım durumu, ‘tehlikeli suçlu yapmak istiyorlar’ diyor.

EMEKLİ ALBAY EKREM ÖZER MİT’TEN EMİR ALDI

Cengiz Çelebi müstear isimli bir asker yakını, Mersin davasıyla ilgili 2 Haziran 2018’de Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığı’nda neler yaşandığını yazmıştı.

Sosyal medya üzerinde görüştüğümüz Çelebi’nin iddiasına göre o gece olanlar şöyle:

“Davada Ekrem Özer diye bir albay vardı. Emekliliğini vermiş bir albay. MİT Bölge Başkanı 15 Temmuz günü onu arıyor ve garnizonluğa görevine dönmesini istiyor. Medyada 15 Temmuz gecesinde ‘Nejat Atilla Demirhan direndi’ diye haberler yapıldı. Ama Nejat Atilla Demirhan polislere teslim olmak istiyor ama Ekrem Özer olmak istemiyor. O yüzden sorun çıkıyor. Olayın aslı bu.

Eğer o gece Hasan Basri Dağdelen garnizonluğa gitmeseydi aslında maksat Nejat Demirhan’ı öldürüp Mersin’i kana bulamaktı. Nejat Atilla Demirhan izindeyken 15 Temmuz günü aranıyor ve Mersin’e gelmesi emrediliyor.

Yetmedi 21 Temmuz’da Tayfun Ergi, Mazhar Süha Söylem ve Ayhan Canlı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor gönderiyor. Rapor sahte. Yani o saatlerde orada olmayan kişilerin isimlerini veriyorlar. O rapordan sonra o askerler ihraç oldu. Ama rapor olduğu gibi yalan ve mahkemede kanıtlandı. Zaten ondan sonra Tayfun Ergi’ye belgede sahtecilik davası açtılar. Mazhar Süha Söylem, Ayhan Canlı, Tayfun Ergi bu üçlü her şeyi planlayan. Tayfun Ergi içeride, diğerleri dışarıda. Onlara dışarıdan destek veren Ekrem Özer. Ekrem Özer ve bu üç isim birlikte hareket ediyor. Özer bu 3 ismi kurtarmak için de ifadeler veriyor. Ama kendisi de patladı. Ekrem Özer’in birliği girişi yasak, çünkü emekli. Ekrem Özer’e MİT 23.17’de telefon ediyor.

Mahkemede Ekrem Özer’e ‘senin sicil amirin kim? diye soruldu. Ekrem Özer de ‘Nejat Atilla’ dedi. Orada Ekrem patladı. Öyle bir emir alamaz. Kendisi bir kere emekli. Emri MİT Bölge Başkanı’ndan alıyor. Hepsi resmi kayıtta. Tayfun Ergi niye içeride? O kadar hata yaptı ki…”

Cengiz Çelebi, bu konuşmadan sonra ‘Bize ne kadar haksızlık yapılırsa yapılsın size konuşmam’ diyerek sorularımıza cevap vermedi, bağlantıyı kesti. Bir süre sonra da hesabını kapattı.

BOLD ÖZEL

Kanserden ölen tutuklu Doç. Özcerit’in kızı ve eşine gözaltı

Cezaevinde kanser olan, tedavi ettirilmeyip 4. evrede hastaneye gönderilen ve hayatını kaybeden Doç. Ahmet Turan Özerit’in kızı ve eşi sabah saatlerinde gözaltına alındı.

BOLD-Cezaevinde kanser olan ve daha sonra vefat eden Doç. Ahmet Turan Özcerit’in eşi Esra Özcerit (42) ve kızı Senanur Özcerit (19) Sakarya’daki evlerinde bu sabah gözaltına alındı.

18 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI, YABANCI ÖĞRENCİLER DE VAR

Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünde okuyan oğlu Sinan Özcerit (21), Bold Medya’ya yaptığı açıklamada; “Bugün 7.30’da polis evimize gelmiş, arama yapmışlar, telefonlara el koyup annem ve kızkardeşimi de almışlar. Aslında Sakarya’da gözaltına alınan 18 kişi var. İçlerinde kardeşimin yabancı uyruklu arkadaşları da bulunuyor. Avukatımız savcı ile görüştü, dosya hakkında bilgi alamadık. Neden gözaltına alındıklarını bilmiyoruz” dedi.

Sakarya Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Sakarya Üniversitesi Gazetecilik bölümü 2. sınıf öğrencisi Senanur Özcerit, evhanımı Esra Özcerit’in neden gözaltına alındığı henüz bilinmiyor.

Gözaltı haberini, Ahmet Turan Özcerit’e yapılan haksızlıkları başından beri takip eden TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu.

DAHA NE YAŞATILMAK İSTENİYOR!

Ahmet Turan Özcerit’in büyük oğlu Sinan Özcerit de Twitter hesabından duyuru yaparak “Annem ve kız kardeşim sabah saatlerinde gözaltına alındı. Yaşadıklarımızın üstüne daha ne yaşatılmak isteniyor bilmiyorum ama artık çok yorulduk. Dualarınızı bekliyorum.” dedi.

Sinan Özcerit daha sonra hesabından “Babam vefat ettiğinde taziye evine polis gönderip rahatsız etmiştiniz, şimdi de kardeşim yabancı uyruklu üniversite arkadaşlarını evimize iftara davet etti diye onları da gözaltına almışsınız. Biz zaten yandık ve yanıyoruz, bize dokunan herkesi de yakacak mısınız?” açıklamasını yaptı.

CEZAEVİNDE KANSER OLAN AHMET TURAN ÖZCERİT 4. EVREDE HASTANEYE GÖTÜRÜLMÜŞTÜ

12 Şubat 2018’de hayatını kaybeden Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit, KHK ile ihraç edilmeden ve tutuklanmadan önce Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde görev yapıyordu. Özcerit 14 ay tutuklu kaldığı Bandırma Cezaevinde kalın bağırsak kanserine yakalanmış ve hastaneye götürüldüğünde rahatsızlığının dördüncü evresine gelmiş, tedavisi için çok geç kalınmıştı. Özcerit, hastaneye götürüldüğünde tedavi adına yapılacak bir şey kalmamış ve kısa süre sonra hayata gözlerini yummuştu.

Özcerit’in Sinan ve Senanur dışında Dilara (17) ve Esat (9) adlı iki çocuğu daha bulunuyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yarbay Alkan’ın söz ettiği 9 bin kişilik TSK fişlemesi doğru çıktı

Yarbay Alkan dün TSK’da 9 bin kişilik liste oluşturulduğunu ve bu subayların 100’er 200’er tasfiye edileceğini söyledi. Bugün 129 askere operasyon oldu.

Şehit kardeşinin cenazesinde verdiği tepkiyle Türkiye’nin tanıdığı Yarbay Mehmet Alkan, gazeteci Çağlar Cilara’nın programına konuk olmuş ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tasfiye edildiğini söylemişti.

Yarbay Alkan, TSK ve Jandarma’dan ihraç edilen 22 bin askerin yüzde 90’ının hiçbir suçla ilişkisi olmadığını ancak “ankesör” ve benzeri operasyonlarla amacın TSK’yı tasfiye etmek olduğunu söyledi.

Kendisine gelen bir bilgiyi de açıklayan Yarbay Alkan şöyle konuştu: “Hulusi Akar’ın en son açıkladığı, Jandarma ve Sahil Güvenlik hariç 16 bin 540 kişi ihraç edilmiş Milli Savunma Bakanlığı’ndan. Buna en az 6-7 bin de Jandarma koyun, 22 bin. Daha Silahlı Kuvvetler’de sırasını bekleyen 8-9 bin kişi var. Neyi bekliyorlar biliyor musunuz? Son dönemdeki meşhur ankesör soruşturmalarında benim aldığım bilgiye göre 9 bin kişiye karar veriyorlar. Çok daha yüksek ama en son 9 bin kişiye operasyon yapalım diyorlar ama bunların hepsine birden yapamayız, yavaş yavaş 100’er 200’er yapalım diyorlar. Belki bunun daha üçte birine operasyon yapıldı, diğerleri sırasını bekliyor. Bir bakıma şu an Silahlı Kuvvetler kendi tespitine göre terörist istihdam ediyor. Ama bekliyor. Bir kısmı bunların Suriye’de El Bab’da ya da başka yerde. Özellikle getirmiyorlar orada ihtiyaç olduğu için. Yani öyle garip bir durum var ki, yarın ölse birisi omuzlar üzerinde gelip şehit denecek, el üstünde tutulacak ama ertesi güne kalırsa terörist olarak operasyon yapılacak. Bunu akıl fikir kabul eder mi?”

BUGÜN 129 ASKERE OPERASYON

Yarbay Alkan’ın açıklamalarının üzerinden bir gün geçmeden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıklarına yönelik operasyon yapıldı.

41’i muvazzaf asker olmak üzere, ankesörlü ve kontörlü telefon operasyonu kapsamında; 129 asker hakkında gözaltı kararı verildi.

Gözaltına alınanlar arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığından 2 albay, 4 yarbay, 7 binbaşı, 17 yüzbaşı, 16 üsteğmen ve 4 teğmen, Hava Kuvvetleri Komutanlığından 31 astsubay, Deniz Kuvvetleri Komutanlığından 2 albay, 2 yarbay, 1 binbaşı, 3 yüzbaşı ve 40 astsubayın gözaltı işlemleri yapıldı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Muhammed Koşar hapse girmesin

2 yaşından beri koltuk değneğiyle yürüyebilen Muhammed Koşar’a savunması alınmadan Bank Asya’da hesabı var diye hapis cezası verildi. Sıkma börek kulübesiyle ailesini geçindiren Koşar, üç çocuğunu bırakıp hapishaneye girecek.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, dün gece sosyal medya hesabından Malcolm X’in meşhur bir sözünü paylaşarak adaletin peşinde olduğunu duyurdu. Oysa bakanlığı dönemi adaletsizlikten en çok şikayet edilen dönem oldu.

2 yaşındayken çocuk felci geçiren ve o günden beri koltuk değneği kullanan sınıf öğretmeni Muhammed Koşar (46), Bank Asya hesabı ve dernek üyeliği gerekçe gösterilerek, savunma dahi yapamadan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstinaf Mahkemesi’ne savunmasını sunmasına, Bank Asya ile davalık olduğunu, hesap hareketlerindeki değişikliklerin miras paylaşımından kaynaklandığını ifade etmesine rağmen de sonuç değişmedi.

 

Üç çocuk babası Koşar, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ‘terör örgütüne yardım’dan verdiği ceza, 15 Mayıs 2019’da onayladığı için bir-iki hafta içinde cezaevine girecek. Hapse gireceğini, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun duyurduğu  Koşar, 1 Eylül 2016’da 672 sayılı KHK ile ihraç edilmişti.

2010 yılında aldığı konut kredisinin dosya masrafı nedeniyle Bank Asya’yı dava eden Koşar, “2013 yılında banka ile karşılıklı davalık olduk. Destek verdiğim bir bankayı mahkemeye vermem veya beni mahkemeye veren bankayı desteklemem söz konusu olamaz” dedi.

EVİME YAKIN DİYE BANK ASYA’DA HESAP AÇTIM

Bank Asya’dan kredi çekme sebebinin bankanın eviyle okulu arasında olduğu için tercih ettiğini ifade eden Koşar şöyle devam etti: “Hem evime yakın diye, okulum ile ev arasında olması, bana kolaylık sağlaması, faizsiz olması, EFT, havale ücreti almaması gibi nedenlerle Bank Asya’da hesap açtım.”

Mahkeme kararında Koşar’ın Bank Asya’ya talimatla para yatırdığı da iddia ediliyor. Bunun doğru olmadığını ifade eden Koşar, “Talimatla hareket etsem mahkemece belirtilen talimat tarihi olan 15.01.2014 değil de 3,5 ay sonra yatırayım! İlk duruşmadan sonra banka için bilirkişi istemişlerdi. Bilirkişi 2013 Aralık’tan itibaren hesabımı inceleyerek raporu hazırlamış. Oysa çok önceden açtırdığım bir hesaptı. 1999’dan beri kullanıyordum. Döviz altın alıp satıyordum, 2010’da konut kredisi çektim, 2015’te Mayıs’ta bitti. Bunlarla ilgili savunma dahi yapmadım.” dedi.

MİRAS PARASI ÖRGÜTE YARDIM SAYILDI

2014 Mart ayının sonunda hesabındaki para artışının miras paylaşımıyla ilgili olduğunu belirten Koşar, “2012 yılında babamı kaybettik. Babamdan kalan bir ev vardı. O ev satıldı ve benim payıma 9 bin 500 TL düştü. Abim 25 Mart 2014’te o parayı hesabıma yatırdı. Ben de daha önceleri rutin olarak yaptığım gibi paramın değerlenmesi adına 26 Mart 2014’te vadeli hesaba yatırmamdan ibarettir. Daha sonra da maaşım artmış, haliyle azar azar da olsa birikim yapmaya başlamıştım. Birikim yapmış olduğum bu paralarla da 2015 Mart ayında otomobil siparişi verdim ve belli aralıklarla çekip 8 Mayıs 2015’te son taksidimi ödedim. Aynı işlemlerime bankaya TMSF el koyduktan sonra bile devam ettim. Hesabı kapatmadım. 15 Temmuz’dan sonra dahi hesabımın açıktı. Amacım bankaya destek olsa TMSF el koyduktan sonra hesabımı kapatırdım” ifadelerini kullandı.

19 YILLIK SINIF ÖĞRETMENİ

En son Adana Seyhan Atatürk İlkokulu’nda görev yapan Muhammed Koşar 19 yıllık sınıf öğretmeni. Evli ve 3 çocuğu var. En büyük kızı Betül 18, Azra 14, Fatih Burak 8 yaşında.

15 TEMMUZ’DA ANDIRIN’DA YAYLADAYDIM

15 Temmuz’da Andırın’da bir yaylada olduğunu söyleyen Koşar, “Olaylardan haberimiz yok, tv, radyo yok. Sela okununca haberimiz oldu. Birkaç gün sonra açığa alındık. Ben tebligatı alıp tekrar yaylaya çıktım. Bir hafta sonra dilekçe veririm diye Adana merkezdeki evime gittim. Kapı açılmadı, polis gelmiş, arama yapmışlar, sonra da anahtarı değiştirmişler, ben çilingir çağırdım. Evime öyle girdim.” dedi.

Neden arama yaptıklarını öğrenmek için Adana KOM’a giden Koşar, burada gözaltına alındı ve Diyarbakır KOM’a götürüldü. İki gün nezarette kaldıktan sonra yargılaması devam etmek üzere Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. İlk mahkemesine SEGBİS ile bağlanan Koşar, ikinci mahkemesinde ceza aldı: “İkinci mahkemenin de öyle olacağını zannettim. Avukat da uyarmadı. 10 Temmuz 2018’de 9.30’da Diyarbakır’da görülecek duruşmaya yetişmem imkansızdı. Savunma yapamadan ceza verdiler.”

MAHKEME KAPISI NEDİR BİLMİYORDUK

Ceza beş yıldan az olduğu için direkt cezaevine gireceğini ifade eden Koşar:

“Hafta içi muhtelemen tebligat gelir. Mahkeme kapısı nedir bilmiyorduk, yeni yeni öğreniyoruz. 3 çocuğum var, eşim ev hanımı, küçük bir kira gelirimiz, sağdan soldan yardımlarla geçiniyoruz. Bir mahalle arasında eşimle sıkma börek yapıp satıyorduk. Şimdi ben de gidersem hanım tek kalacak. Çocuklarımın üçü de okuyor. Biri üniversiteye hazırlanıyor lise sonda, diğeri lise sınavına hazırlanıyor. En küçüğü ikinci sınıfa gidiyor. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.”

GÜNÜM DOLMASINA RAĞMEN İHRAÇ OLDUĞUM İÇİN EMEKLİ EDİLMEDİM

Muhammed Koşar, emekliliği konusunda da bir hak ihlali ile karşı karşıya:

“Günüm dolmasına rağmen ihraç edildiğim için (dilekçe verdiğim tarihte iştirakçi olmadığım gerekçesiyle) emekliliğim SGK tarafından reddedildi. Mahkemeye başvurdum. İdare Mahkemesi beni haklı buldu, fakat SGK üst mahkemeye itiraz etti. Nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Yani engellilere sıkıntı çıkarıyorlar. Sağlam insanlar günü dolduysa rahatça emekli olabiliyor. Engelliler, engel derecesine göre daha kısa sürede emekli oluyor. 15-18 yıl arasında. Fakat ihraç olduğumuz için sağlam insan kriterlerine göre işlem yapıyorlar. Ya 25 yılını ya da yaşını (en az 60) dolduracaksın diyorlar.”

 

Okumaya devam et

Öne çıkanlar