Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Sedef Demirhan: Eşime birliğine dön emri veren de birliğe girer girmez vurulmasını emreden de aynı kişi

Müebbet hapis cezasına çarptırılan Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan’ın eşi Sedef Demirhan BOLD’a özel röportaj verdi. O gün 23.00’e kadar eşiyle birlikte olan Sedef Demirhan, tanıklıklarını ve mahkemede yaşadığı tartışmaları anlattı. 

Sevinç Özarslan

BOLD ÖZEL

Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Nejat Atilla Demirhan, Mersin çatı davasında bir yıl önce müebbet hapse mahkum edildi. Demirhan, o gece emrindeki hiçbir askeri birlikten çıkartmadığı ve Mersin’de herhangi bir olay yaşanmadığı halde darbe yapmaya teşebbüs ettiği iddiasıyla kendisine kumpas kurulduğunu ifade etmişti. Dün yayınladığımız mektubunda da adil bir yargılama süreci geçirmediğini, çağırdıkları tanıkların mahkemeye gelmediğini ve hakim taleplerini dikkate almadığı için iddiasını ispatlayamadığını belirtmişti. 

BOLD’a özel röportaj veren Nejat Atilla Demirhan’ın eşi Sedef Demirhan o günün yakın tanıklarından biri. 15 Temmuz günü ve gecesinde saat 23.00’e kadar eşinin yanında olan Sedef Demirhan da eşine tuzak kurulduğunu düşünüyor ve eşine o gün birliğe dönmesi emrini veren ile, birliğine girer girmez vurulması emrini veren kişinin Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu olduğunu söylüyor. Demirhan’ı vurması için ise Kurmay Başkanı Tayfun Ergi görevlendiriliyor. Sedef Demirhan’a göre eğer bu olay gerçekleşseydi ikinci Semih Terzi vakası yaşanacaktı.

Nejat Atilla Demirhan’ı tutuklayan ’emekli’ Merkez Komutanı Albay Ekrem Özer ise, Mersin’de yaşanan 15 Temmuz gecesinin kilit isimlerinden biri. Sedef Demirhan ve müebbet alan bir askerin kardeşi Cengiz Çelebi’nin (müstear isim) iddiasına göre Ekrem Özer’i MİT görevlendirdi. 

15 Temmuz’da neredeydiniz?

Afyon’da tatildeydik. Cuma akşamı annemlere yemeğe davetliydik. Benim annemler Afyon’da, kayınvalidemler de Afyon’da yaşıyor. Onları ziyaret için gitmiştik zaten. Yemeğe hazırlanırken eşime bir telefon geldi. Eşimin ‘Buyrun komutanım, tabi komutanım’ dediğini duydum. İçeriği neydi bilmiyorum ama bana aynen şunu söyledi. ‘Benim hemen jandarmaya gidip tafiks hattından görüşmem lazım.’ dedi. Bu askeriyeden askeriye görüşülen gizli bir telefon hattı. Biz Bolvadin ilçesindeydik. Eşim hemen oradaki jandarma komutanlığına gitti. Güney Deniz Saha Komutanlığı’ndan, ‘Terör tehditi var, hemen birliğine dön’ diye emir alıyor.

Kim veriyor emri?

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Hasan Uşaklıoğlu. O bizim üst amirimiz. Birinci amirimiz oluyor. Eşim geri geldi bana dedi ki, hemen eşyaları topla, gidiyoruz. Neden, niye gitmek zorundayız demeye kalmadan, ‘Acilen çıkmamız lazım, terör tehditi varmış, acilen çıkmamız lazım’ dedi. Normalde biz cumartesi yola çıkacağız, pazar dinleneceğiz, pazartesi de işe başlayacak eşim.

Saat kaç civarı oluyor bu konuşmalar?

17.00-18.00 civarı. Mersin-Afyon arası hızlıca giderseniz 5 saat sürüyor. Biz yola çıktık. Tabi eşim rahat değil ama rahat bir şekilde yol alıyoruz. Konya’da yemek yedik. Darbe yapacak olsa eşim uçarak gider ya da bir şey gelir alır onu. Biz rahat rahat arabamızla, arkada oğlum, yanında ben eşyalarımızı topladık, dönüyoruz. Mersin’e 23.00 civarında ulaşabildik.

Darbe girişimi 22.00 civarında başlamıştı.

Darbe olayı olmuş, oğlum sürekli telefondan Twitter’a bakıyor. İstanbul’da köprünün bir tarafı kapatılmış, diyor. ‘Allah Allah diyoruz, herhalde bir uyuşturucu mafyası var.’ Hiçbir şeyden haberimiz yok. Çünkü yollar tertemiz. Herhangi bir sorun görünmüyor. Fakat sonra Ankara’da jetler uçuşuyor, haberini alıyoruz, meraktayız. Biz 23.00 gibi Mersin’e vardık. Eşim beni lojmana bıraktı. Eşyaları yukarı çıkardı. Ben birliğe geçiyorum, dedi.

Daha sonra biz mahkemede şöyle bir şey öğrendik. O zamanki MİT Bölge Başkanı -tam hatırlayamıyorum adı Ali’ydi galiba- ‘Bir hareketlenme var, ne oluyor’ diye birliğe gidiyor. Eşim daha gitmeden. Eşim gider gitmez de sıkıyönetim emri geldi diye eline bir kağıt tutuşturuyorlar.

Kim tutuşturuyor?

Kurmay Başkanı Albay Tayfun Ergi. Ergi darbeden sonra 20 ay dışarıdaydı, 20. ayda artık suçlamalar artınca içeriye alındı. Eşim eline bu kağıt verilince bir toplantı yapıyor. 12 kişiyle beraber. Bölge Jandarma komutanları, diğer askerlerle beraber. O sırada Hasan Basri Dağdelen (eski emniyet müdürü) geliyor. ‘Beni buradan gönderebilir misiniz’ diyor eşime.

Niye çıkmak istiyor, orada ne işi var?

Hasan Basri Dağdelen’in evine o gece 19.00 sularında bir astsubay gelmiş, kimliğini göstermiş. Dağdelen bu kişinin adını mahkemede verdi fakat öyle bir astsubay olmadığı ortaya çıktı. Yani sahte kimlikli biri evine geliyor. ‘Birliğe gidin, önlem alın, amirallere suikast düzenlenecek’ diye bilgi getiriyorlar. O astsubay iki telefon numarası veriyor kendisine. Biri buranın üst komutanının telefonu, diğeri de ‘Genelkurmay’dan teyit alabileceğiniz numara’ diye. Dağdelen, Genelkurmay’ı aradığında ‘evet böyle bir tehdit var, amirallere suikast düzenlenecek’ diye teyit ederek birliğe gidiyor.

Sonra neden oradan ayrılmak istiyor?

Sıkıyönetim olayını duyduktan sonra oradan çıkmak istiyor. Mahkemede bir telsiz uzmanı şunu söyledi. Biz saat 22.00’de sıkıyönetim emrini aldık. Bütün birliklere geldi emir. Kurmay Başkanı (Tayfun Ergi) bunu okudu, Mazhar Süha Söylem (albay) okudu, Ayhan Canlı (albay) okudu. Bütün albaylar okudular. Böyle bir şey olacağını valiye telefon açıp söyleselerdi, ‘sıkıyönetim ilanı geldi ne yapayım’ diye sorsalardı. Orada 112 acil merkez kurulmuş. Ve madem eşim darbeci daha gelmeden gişelerde yakalansaydı. Biz o sırada Tarsus’a bile girmemiştik, gişelerdeydik.

Niye yapmadılar sizce?

Tayfun Ergi mahkemede ‘komutanın gelmesini bekledik’, dedi. Eviniz yanıyor, ama siz diyorsunuz ki, eşimi bekleyeyim de ondan sonra haber vereyim itfaiyeye. İnsan bekler mi böyle bir şey için. Ama öyle olmuyor, bütün herkes toparlanıyor orada eşim gidince de eline sıkıyönetim kağıdı veriliyor… Saat gece 02.00 gibi kendi astı olan ve o gün emekliliği dolan Mersin Merkez Komutanı Albay Ekrem Özer eşimi darbe yaptığı gerekçesiyle tutuklamaya geliyor.

Nasıl tutuklamaya geliyor? Öyle bir yetkisi var mı?

MİT’ten görev almış. O gece kriz masasında MİT de var. MİT Bölge Başkanı 23.00’te birliğe geliyor. Bunların hepsi mahkeme kayıtlarında. Birlikte 16 kamera var. 15’ini bozuk olduğunu söylüyorlar. Mahkemede sadece bir kamerayı gösterdiler. O kamerada da eşim koridorda yürüyor. Yalancı tanıklar şunu söylüyor. Çok bağırıyordu, çok öfkeliydi. Kameralarda aşırı sakin bir şekilde bir odadan bir odaya gidiyor. Ne bir öfke belirtisi var, ne bir bağırma sesi var. Sadece Ekrem Özer ile bir tartışmaları olmuş ve eşim ‘sen benim astımsın, emekli oldun, tutuklayamazsın’ diye karşı çıkıyor.

Emekli biri istediği zaman birliğe girebiliyor mu?

Aslında kartla giriş yapılıyor birliğe. Ana kapıdan rahatça girebilir. Kimliği, giriş kartları hala elinde var. Sadece ana birlik binasına ayrı bir kartla girilebilir. Ama o gece kart mart kaydı tutulmamış. Biz ısrarla o kart girişlerinden eşimin kaçta geldiği, diğer memurların, binbaşının, yüzbaşının kaçta geldiğini ispatlamak istedik. Ama hiçbir şekilde kayıt tutulmamış.

Ekrem Özer’in MİT’ten emir aldığını nereden biliyorsunuz?

Kendisi mahkemede söyledi. Merkez komutanı zaten bölgenin kara birliğine bakar. Kriz yönetimine gider. 112 acilde de görevlidir, ama o gün hiçbir görevi yok. Ve biz mahkemede şunları öğreniyoruz: Güney Deniz Saha Komutanı, eşim için vur emri vermiş. Birliğine girer girmez vurun. Bunu Ekrem Özer’e de söylemiş. O sırada vekil olan Murat yüzbaşıya da söylemiş. Ve ben Kurmay Başkanı Tayfun Ergi ile mahkemede tartıştım.

Niye tartıştınız?

Tayfun Ergi, döndü bana dedi ki, ‘bana şükretmen lazım.’ Neden dedim, ‘eşini vuracaktım, eşinin tabutu çıkacaktı, sağ kaldığı için bana şükret.’ Sen mi vuracaktın, diye sordum. Evet dedi, ‘ben emir almıştım, ben vuracaktım’ dedi.

Tayfun Ergi’ye eşinizi vur emrini kim veriyor?

Güney Deniz Saha Komutanı Hasan Uşaklıoğlu. Bizi çağıran kişi. İkinci bir Semih Terzi vakası olacaktı.

Eşinizi ‘birliğine dön’ emrini veren kişi de, vurulması emrini veren kişi de aynı. Hasan Uşaklıoğlu nerede şimdi?

Evet aynı kişi. Hasan Uşaklıoğlu’nu tanık olarak mahkemeye çağırdık. Bizim avukatımız mahkeme başkanı ile görüştü. ‘Hasan Uşaklıoğlu’na ulaşamıyoruz, büyük bir ihtimalle yurt dışında’ dedi. Mahkemeye de gelmedi. 2 Ağustos 2017’de emekli edildi -ki kendisi kuvvet komutanı olmayı bekliyordu. Şu anda yurt dışında olabilir. İki çocuğu da Amerika’da yaşıyordu zaten.

Saat 23.30 eşiniz birliğine gitti, o gece daha sonra hiç kendisiyle görüştünüz mü?

16 Temmuz sabahına kadar sürekli telefonla görüştük. Çünkü televizyonda hep alt yazı geçiyor. Akdeniz Bölge Komutanı gözaltına alındı, Akdeniz Bölge Komutanı tutuklandı. Bu haberleri duyuyorum, eşimi arıyorum. Eşim diyor ki, görev yerindeyim, görevimin başındayım, bir problem yok. Sabah altı buçukta aradığımda Tayfun Ergi açtı telefonu. Ne oluyor, bir problem mi var dedim. ‘Komutanımız hiçbirimizi dinlemedi, darbe yapmaya kalktı, şu anda da cezalandırılmak için tutuklanıyor, dedi.

Ben tabi çılgına döndüm. Ya nasıl olur bu, niye olur diye. Tayfun Ergi lojmanda alt komşumuz. 16 Temmuz sabahı karşıma geçti, öyle bir şekilde konuştu ki benimle, ‘inanın hiçbir şekilde bizi dinlemedi, şöyle yaptı böyle yaptı’ diye eşim hakkında bir sürü yalan söyledi. Ben o sırada ‘haklı herhalde, benim kocam yanlış yaptı’ diye düşündüm. O kadar inandırıcı konuşuyor.

Çocuklarım eşimin eşyalarını toplamaya birliğe gittiğinde de bize aşırı derecede yardımcı oldu. Çocuklarıma hakaret ediyorlar tabi, ‘eşyaları aldırtmayız, toplatmayız’ diye. Tayfun Ergi, ‘yapmayın silah arkadaşlarımızın çocuklarına, bu şekilde davranamazsınız, diyor. Bize o kadar iyilik yapıyor ki, ben herhalde bu adam doğru bir adam diye düşünüyorum.

Nejat Atilla Demirhan’ın çocukları da tutuklanmıştı.

Doğru biri olmadığını sonra nasıl anladınız?

Sonra mahkemede öğrendik ki, darbeden üç ya da dört gün sonra yüzbaşıya (eski harekat şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül) ısrarla şunu yaptırmış; şunun da cezası var, şu da cezalı, bunu da cezalı yazacaksın diye, eşim hakkında bir sürü şey yazdırmış. Sonra ikisi hakkında evrakta sahtecilikten ikinci bir dava açıldı. Eşimin emir subayı bölgede değildi. Tayfun Ergi, komutanının odası aranacak diye onu birliğe çağırıyor ve 16 Temmuz sabahı altıda birliğe girer girmez kelepçeletiyor. Hiçbir şeyden habersiz bu çocuk.

Ben artık bunları gördükçe, öğrenince ilk mahkemede Tayfun Ergi’ye patladım. Sen neler yaptın, niye böyle şeyler yaptın, yalancısın diye. O şekilde tartışma başladı. Suç duyurusunda bulunacaktık ama uzatmak istemedik, tekrar bir mahkeme… Benim hakkımda da bir soruşturma vardı ve onun için fazla deşelemedik.

Neden deşelemediniz, sonuçta ciddi iddialarınız var.

Şöyle; benim hakkımda da bir soruşturma açıldı. Darbe yapmaktan benim hakkımda da soruşturma açıldı.

Neye dayanarak açıldı?

Onu da bilemiyorum. Takipsizlik aldım. Hatta Mersin yetkisizlik vererek Ankara’ya gönderdi. Ankara herhangi bir şey bulamadık deyip takipsizlik verdi. O dönemde ben bu soruşturmayla uğraşıyordum. Çocukların davasına gittiğimde benim soruşturmam önlerine çıkıyordu, eşimin davasına gittiğimde onun da önüne sunuyorlardı. Ben tekrar bir suç dosyası daha oluşturmak istemedim.

İftira atıyor diye dava açılamıyor mu?

Bunları zaten mahkemede eşim söyledi. Tayfun Ergi’nin tutuklanmasının sebebi de bu zaten. Eşimle birlikte tutuklu olan diğer herkes Tayfun Ergi’yi şikayet edince onu da aldılar. Ben, benim tartışmam adına bir suç duyurusunda bulunacaktım. Bana bu şekilde davrandı, üzerime yürüdü diye. Bunu yapmak istemedim. Başka bir davayla uğraşmak istemedim. Tayfun Ergi’nin şu anda darbe yapmaktan bir davası var, bir de evrakta sahtecilik yapmaktan davası var. Diğer davalardaki binbaşı, yüzbaşı hepsi ayrı suç duyurusunda bulundu hakkında.

Tayfun Ergi’ye ‘darbe yapma’ davasını kim açtı?

O ilk başlarda tutuksuz tanık olarak gidip geliyordu. Hem tanıktı, hem sanıktı. Ama tutuksuz yargılanıyordu. En sonunda bütün herkes onun adını verince siviller, polisler dahiller ‘Tayfun şunu yaptı, öyle dedi, bunu deyince’ artık hakim baskılara dayanamayarak aldı. Yoksa 20 ay dışarıdaydı. Mahkemeye gidip geliyordu.

Bütün bu olanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Yani Kurmay Başkanı Albay Tayfun Ergi ya da birileri eşinize tuzak mı kurdu?

Tayfun Ergi ve üç albay. Ayhan Canlı, Mazhar Süha Söylem, Habil Uğurluel. Ekrem Özer’in zaten en başta piyon olduğunu düşünüyorum ama birlikte olanlar bunlar. Çünkü önceden her şeyi hazırlamışlar, kazanı kaynatmışlar, eşim on bir buçukta gelir gelmez de içine attılar.

O zamanki Vali Özdemir Çakacak’ın da bu işin içinde olduğunu düşünüyorum. Ekrem Özer darbeden bir buçuk ay önce izne ayrılmıştı. Bir burun ameliyatı olacaktı. Ondan sonran 1,5 ay da istirahatliydi. 15 Temmuz cuma sabahı Mersin Valiliği’nin sitesinde valiyi ziyaret ettiği fotoğraflarını gördüm. İzne ayrılmış, emekliye ayrılmış biri, o sabah resmi kıyafetlerini giymiş valiyi ziyaret ediyor. Eşime gösterdim, Allah Allah niye gitti ki acaba, bu adam bir şey düşünüyor ama dedi… Başka hiçbir şey demedi. Orada bir şeyler planladılar.

Vali darbeden üç gün şehrin ortasında Lütfi Elvan (dönemin Kalkınma Bakanı) ile birlikte miting yapıyorlar. ‘O komutan dediğiniz adam, -halk o kadar çok seviyor ki eşimi, herkes komutan dendi mi ölür biterdi- ki ben ona komutan bile demem.’ diyor. Şöyle yaptı, böyle yaptı. Oysa o gece hiçbir şey olmadı, halkın dışında kimse sokakta değildi. Halk da zaten lojmanların önünde toplandı. Birliği bile kimse bilmez. Çünkü birlik limanın arka tarafındadır.

Bahsettiğiniz diğer isimler neredeler?

Onlar hakkında da davalar açıldı ama organize suçlarda bir dava açıldı. Çünkü mahkemede onlar hakkında da çok şey söylendi. Habil Uğurluel emekli oldu, diğerleri görevde olması lazım. Ekrem Özer zaten baştan itibaren emekliydi. Mersin’de bir hastanenin müdürlüğü yapıyor bildiğim kadarıyla. Üç korumayla geziyor, demek ki bu kadar korkuyor. Mahkemeye müşteki olarak geldi. Bizim avukatların hepsi olayın içinde olan bir kişi müşteki olamaz diye itiraz ettiler. Müşteki sıfatı düştü, tanık sıfatıyla geldi. Mahkemede bunların hepsi konuşuldu.

Peki eşinize bir an bile olsa darbe yapmayı aklından geçirdiğini sordunuz mu?

Hep sordum. Askeriyenin içinde iki yıldır bu hep konuşuluyordu. ‘Biz bu adamı sevmiyoruz, bu adamın inmesi lazım, Hulusi Akar dahil olmak üzere. Ama eşim hep şunu söylüyordu: ‘Darbe ülkeyi 10 yıl geriye götürür. Bu şekilde olmaz. Askeriyenin başa gelmesiyle böyle bir şey düzelmez’ diye bunu hep söylüyordu. Hala söylüyor.

Bu işte bir parmağın var mı diye sordunuz mu?

Sordum, hep sordum. En başta da sordum. Bana ilk başta 30 sayfalık yazı gönderdi. Onda da yazıyor zaten. Hep kendisine terör tehdidi var denildiğini söylüyor. Hatta kurmay başkanı (Tayfun Ergi), Mersin’de lojmanlardan başka bir kamp yeri var. Tatil yapılan bir yer burası. Kurmay Başkanı oraya polis girdi diye eşimi sürekli kışkırtmaya çalışıyor. Asker gönderilmesini istiyor. Yani amaç dışarıya asker çıkartmak. Ve eşim de ısrarla asker çıkartmıyor. Darbeye bir iştiraki olsa emrinde 1500 adam var, kim buna karşı gelebilecek.

Eşim şu an Sincan Cezaevi’nde, gardiyanlar sürekli onu tehlikeli tutuklu kategorisine almak için kışkırtıyorlar. Geçen hafta ben çıktıktan sonra açık görüşte bir tartışma yaşanıyor, eşim de ‘Allah var, hukuk var’ diye karşı çıkıyor. Gardiyanlar ‘sen bize bunu nasıl söylersin’ diye tartaklamışlar. Özellikle kameraların olduğu yerlere geçtiğini söyledi o anda, kameraların olmadığı yerlere çekmişler. Hakaretler etmişler, bağırmışlar. Ertesi gün de savunmasını almışlar. Avukatımıza anlattım durumu, ‘tehlikeli suçlu yapmak istiyorlar’ diyor.

EMEKLİ ALBAY EKREM ÖZER MİT’TEN EMİR ALDI

Cengiz Çelebi müstear isimli bir asker yakını, Mersin davasıyla ilgili 2 Haziran 2018’de Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığı’nda neler yaşandığını yazmıştı.

Sosyal medya üzerinde görüştüğümüz Çelebi’nin iddiasına göre o gece olanlar şöyle:

“Davada Ekrem Özer diye bir albay vardı. Emekliliğini vermiş bir albay. MİT Bölge Başkanı 15 Temmuz günü onu arıyor ve garnizonluğa görevine dönmesini istiyor. Medyada 15 Temmuz gecesinde ‘Nejat Atilla Demirhan direndi’ diye haberler yapıldı. Ama Nejat Atilla Demirhan polislere teslim olmak istiyor ama Ekrem Özer olmak istemiyor. O yüzden sorun çıkıyor. Olayın aslı bu.

Eğer o gece Hasan Basri Dağdelen garnizonluğa gitmeseydi aslında maksat Nejat Demirhan’ı öldürüp Mersin’i kana bulamaktı. Nejat Atilla Demirhan izindeyken 15 Temmuz günü aranıyor ve Mersin’e gelmesi emrediliyor.

Yetmedi 21 Temmuz’da Tayfun Ergi, Mazhar Süha Söylem ve Ayhan Canlı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor gönderiyor. Rapor sahte. Yani o saatlerde orada olmayan kişilerin isimlerini veriyorlar. O rapordan sonra o askerler ihraç oldu. Ama rapor olduğu gibi yalan ve mahkemede kanıtlandı. Zaten ondan sonra Tayfun Ergi’ye belgede sahtecilik davası açtılar. Mazhar Süha Söylem, Ayhan Canlı, Tayfun Ergi bu üçlü her şeyi planlayan. Tayfun Ergi içeride, diğerleri dışarıda. Onlara dışarıdan destek veren Ekrem Özer. Ekrem Özer ve bu üç isim birlikte hareket ediyor. Özer bu 3 ismi kurtarmak için de ifadeler veriyor. Ama kendisi de patladı. Ekrem Özer’in birliği girişi yasak, çünkü emekli. Ekrem Özer’e MİT 23.17’de telefon ediyor.

Mahkemede Ekrem Özer’e ‘senin sicil amirin kim? diye soruldu. Ekrem Özer de ‘Nejat Atilla’ dedi. Orada Ekrem patladı. Öyle bir emir alamaz. Kendisi bir kere emekli. Emri MİT Bölge Başkanı’ndan alıyor. Hepsi resmi kayıtta. Tayfun Ergi niye içeride? O kadar hata yaptı ki…”

Cengiz Çelebi, bu konuşmadan sonra ‘Bize ne kadar haksızlık yapılırsa yapılsın size konuşmam’ diyerek sorularımıza cevap vermedi, bağlantıyı kesti. Bir süre sonra da hesabını kapattı.

BOLD ÖZEL

Emniyet’i bombaladığı belirtilen uçak o gece yerden hiç kalkmamış TBMM’yi bombaladığı söylenen ise..

İddianamede Emniyet’i bombaladığı belirtilen 110 kuyruk numaralı uçak bilirkişi raporuna göre hiç uçmamış, TBMM’yi bombalayan uçak ise, patlama anında kalkış yapmamış.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

15 Temmuz’la ilgili en çok tekrarlanan cümle “Meclis’i bombaladılar, Emniyet’i bombaladılar” cümlesi. O gece, Türkiye’deki herkesi birleştiren an da “TBMM’nin bombalandığı”na ilişkin televizyonlara düşen son dakika bilgisiydi.

Ahmet Nesin, çeşitli kanıtlar ve görüntülerle TBMM’nin bombalanmadığı, patlamanın içeriden gerçekleştirildiğine ilişkin çok sayıda yazı kaleme aldı ve program yaptı.

TBMM’nin bombalanması, Akıncı Üssü davasının en önemli yargılama konularından birisi. Yargılananların bunu kabul etmedikleri biliniyor. Bu konuda iddianame ve ek klasörlerden sızan belgeler arasında ise çelişkiler mevcut.

O gece TBMM bombalandı mı, bombalandıysa hangi uçaktan bombalandı sorusuna iddianame ve dava dosyasına giren belgeler üzerinden ilerleyerek bakmak gerekiyor.

Bu konuya girmeden, ilk bölümde yayınladığım habere bakmanızda fayda var. Akıncı Üssü’nde 15 Temmuz gecesi üsse ait 71 tane uçak bulunuyor. Diyarbakır’dan gelen 6 adet uçak da o tarihte üste. Böylece sayı 77 adet.

Savcılığın talimatıyla 15 Temmuz’da hangi uçaklarla bomba atıldığına ilişkin kriminal inceleme yapmak için TUSAŞ/TAİ görevlendiriliyor. Dava dosyasına göre TUSAŞ 66 adet uçak üzerinde kriminal inceleme yapıyor. 11 adet uçak ise incelenmiyor.

Üsteğmen Caner Fidancı ve Üsçavuş Yunus Özen’in savcılığa tanık sıfatıyla verdikleri ifadelerde; o gece Akıncı Üssü’nde “emekli savaş pilotlarını” gördüklerini belirtiyorlar.

Akıncı Üssü’nde MİT’e sabaha kadar bilgi veren Yarbay Nihat Altıntop ise üsten, o gece ışıkları kapalı, kuleyle telsiz irtibatı kurmadan kalkan uçaklar olduğunu belirtiyor. Ancak, şu an Ankara’daki farklı noktaları bombalamakla suçlanan pilotların tamamının kuleyle kurdukları temasa ilişkin dikta kayıtları Akıncı Dava dosyasında mevcut.

Bu durumda ortada şu tablo var: Akıncı Üssü’nde emekli savaş pilotları görüldü, üsten telsiz irtibatı kurmadan kalkıp inen karartılmış uçaklar vardı, savcılık üsteki 11 adet uçağın kriminal incelemesini yaptırtmadı.

Bu durumda ‘başta TBMM olmak üzere Ankara’daki bombardımanı, üste bulunan emekli pilotların kaldırdığı, kriminal incelemeden kaçırılan ve karartılmış biçimde kalkıp inen 11 uçak mı yaptı?’ sorusu gündeme geliyor.

Bu soru Akıncı Davası’ndaki belgelerle daha da karmaşık hale geliyor.

İKİ HEYET OLUŞTURULDU

Dava dosyasına göre 16 Temmuz 2016’da Akıncı Üssü’ne el koyan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Akıncı Üssü’nden o gece hangi uçakların kalktığı, hangi uçaklardan mühimmat atıldığına ilişkin tespit yapmak üzere iki ayrı teknik heyet oluşturdu. Hava Kuvvetleri’nden bir heyet; TUSAŞ/TAİ’den ise asıl geniş heyet.

İki heyetin tespit etmesi gerekenler ise “Uçağın kara kutusunu inceleyerek, kalkış zamanı, uçuş süresi, bomba butonuna hangi koordinatta, hangi irtifada ve süratte basıldığına ilişkin bilgiler ile kalan yakıt, DVR denilen kamera kaydı, bombanın uçaktan ayrılması için gereken ivmeyi oluşutaran patlayıcının bıraktığı barut izi, bombanın ayrılmasından sonra kalan boş katris kutusu, bombanın emniyet sigortasının durumu, bombanın uçaktan ayrılması sonrası kalan tel halka” bilgileriydi. Bunların tamamının toplanmasıyla yüzde 100 veri elde edilmiş olacaktı.

110 NUMARALI UÇAK

Akıncı İddianamesinin 532 numaralı klasöründe bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığı bilirkişi raporunda; 110 kuyruk numaralı uçak ile Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesi’ne saat 23:18’de bir adet GBU-10 bombasının atıldığı belirtiliyor.

Ancak 165613 numaralı dosyada TUSAŞ’ın hazırladığı raporda 15 Temmuz gecesi kalkan uçaklar listesinde 110 kuyruk numaralı uçak bulunmuyor. TUSAŞ uzmanlarının uçak üzerinde yaptığı incelemeden rapora yansıyan bilgide; 110 kuyruk numaralı uçağın son olarak 14 Temmuz’da kalkış yaptığı belirtiliyor.

Aynı raporda, 110 numaralı uçağın, yakıt tankının tam dolu olduğu, DVR ve DTC’nin olmadığı (uçak kalktığı an otomatik yapılan kamera kaydı) bombanın yüklendiği bölümün kontrolü sonucunda atış izi ve boş kovanının bulunmadığı, bomba yükleme istasyonunun sigortasının atık olduğu, tel halka olmadığı ve sonuçta bu uçaktan atış yapılmadığı belirtiliyor.

Kara kutu kaydı uçağın uçmadığını söylerken, kartiç sökülüp kontrol edildiğinde de bombaya ait bulunması gereken hiçbir ize rastlanmıyor. Rapor, “3 numaralı silah istasyonundaki bölümde kartiç sökülüp kontrol edildiğinde barut izinin olmadığı, emniyet sigortasının basılı olduğu, dolayısıyla mühimmat yüklenmediği ve atılmadığı görülmüştür” diyerek bunu teyid ediyor.

Ancak Hava Kuvvetleri Bilirkişi Raporu’nda 110 numaralı uçak uçmuş ve bir adet bomba atmış olarak belirtiliyor. Önemli nokta ise bu raporun kara kutu ve diğer somut verileri içermiyor oluşu. Yine de savcılığın iddianameye koyduğu rapor bu.

Raporda imzası bulunan kişi ise Binbaşı Uğraş Topçu. Bu isim oldukça önemli çünkü 15 Temmuz’da yıllık izinde olmasına rağmen, sonradan Dalaman’da olduğu ortaya çıkıyor. Dalaman’la Erdoğan arasındaki o geceki bağ düşünüldüğünde oldukça ilginç bir durum.

SAVCI UÇAK NUMARASINI MÜTAALASINDA SİLDİ

Akıncı Üssü Harekat Komutanı Albay Ahmet Özçetin’in, savunmasında TUSAŞ/TAİ raporundaki somut bilgilerle Emniyet’i bombaladığı iddia edilen 110 kuyruk numaralı uçağın hiç uçmadığını ispat etmesi üzerine ilginç bir gelişme yaşanıyor.

Savcılık, iddianamede yeralan “Emniyet’i bombalayan 110 kuyruk numaralı F-16” bilgisini mütaalasında çıkarıyor. Mütaalada bombardıman yapan uçakların numaraları yazılmıyor.

Bombardıman yapmakla suçlanan Albay Ahmet Özçetin’in “o gece havada başka uçaklar vardı, Emniyet’i onlar vurdu, tüm F-16’lar araştırılsın” talebi ise yerine getirilmiyor.

TBMM’Yİ VURDUĞU İDDİA EDİLEN 105 NUMARALI UÇAK

Emniyet’i vuran uçak bu gelişmeden sonra yargılamada kuyruk numarasız biçimde “bir uçak” şeklinde geçiyor ve 110 numaralı uçaktan artık sözedilmiyor.

TBMM’yi bombaladığı belirtilen uçak/uçaklarla ilgili durum ise daha farklı. İddianameye göre, 15 Temmuz gecesi 105 kuyruk numaralı uçakla 02:35’te ve 663 kuyruk numaralı uçakla 03:24 ve 03:25’te TBMM bombalanıyor.

Karakutu verilerine göre 105 numaralı uçak 02:33’te Akıncı Üssü’nden kalkış yapıyor. İddianameye göre ise Meclis’te patlama 02:35’te oluyor. Yani tam iki dakika sonra.

TUSAŞ’ın kara kutu verilerine göre ise 105 numaralı uçağın bomba butonuna 02:50’de 18.000 feette basılıyor. Görüldüğü gibi 15 dakikalık bir sapma sözkonusu.

Yargılanan pilotların F-16 uçuş kabiliyetleri raporlarından aktardıklarına göre; Bir F-16’nın Akıncı Üssü’nden kalktıktan sonra 43 kilometre uzaktaki TBMM’ye ulaşması, bomba atış hazırlığını tamamlaması, bombanın 18.000 feetten yere düşüş zamanı için toplamda en az 4-5 dakika gerekiyor. Dolayısıyla 02:33’te kalkan bir uçağın, iki dakika sonra 02:35’te TBMM’deki patlamayı gerçekleştirmesinin imkansız olduğu belirtiliyor.

Bir diğer nokta da, iddianamede uçağın kalkış zamanı için karakutu verisi dikkate alınırken, bomba butonuna basılma zamanı olarak (02:50) karakutunun dikkate alınmaması. Konuyla ilgili savunma yapan Akıncı Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim’in savunmasına göre; “105 numaralı uçak bu verilere göre TBMM’yi bombalamış olamaz.”

Uçaktaki ve karakutudaki zaman verileri doğrudan GPS uydularından alındığı için değiştirilmesi mümkün değil. Bu durumda 105 numaralı uçak daha yerden kalkıp irtifa kazanma aşamasındayken Meclis’te meydana gelen patlamanın nasıl gerçekleştiği sorusu gündeme geliyor.

Sanıkların iddiasına göre ise F-16’dan TBMM’de görülen “basketbol smaç hareketi gibi” bomba atılması mümkün değil ve TBMM o gece F-16’lar tarafından bombalanmadı.

BAŞKA UÇAK BOMBALAMIŞ OLABİLİR Mİ?

Meclis’i bombaladığı iddia edilen 105 numaralı uçakla ilgili durum böyle. Raporlara göre o saatte 696, 074 ve 689 numaralı uçaklar havada görülüyor. Ancak yapılan bilirkişi incelemelerinde bu üç uçaktan atış yapılmadığı tespit ediliyor.

Bu bilgiler ışığında Tuğgeneral Hakan Evrim savunmasında şöyle diyor: “02:35’teki bombalamayı Akıncı uçakları yapmamıştır. Bu bilirkişi raporlarına göre o kadar açık ki, o zaman Meclis 105 numaralı uçak tarafından bombalanmamış ise kim bombaladı Meclis’i? Meclise adeta basketboldaki smaç hareketi gibi bir bombalama yapan uçak hangi üssün veya ülkenin uçağıdır? Meclis’e bombalama yapan başka bir uçak ise 105 numaralı uçağın 02:50’de attığı iddia edilen bomba nereye atılmıştır? Yoksa 105 numaralı uçağa mühimmat hiç yüklenmemiş midir?”

663 NUMARALI UÇAK

İddianameye göre üç kez bombalanan Meclis’e ikinci ve üçüncü bombayı atan uçak olarak ise 663 kuyruk numaralı uçak olarak belirtiliyor. Bu uçağın dört adet TÜRKSAT’a ve iki adet Meclis’e bomba atışı yaptığı iddia ediliyor.

Bilirkişi raporuna göre, uçaktaki DVR ve DTC yani kamera görüntülerine ulaşılamadığı belirtiliyor. TUSAŞ’ın Kara kutu kaydını içeren raporuna göre uçak 03:19’da Akıncı’dan havalanıyor.

İddianamede TÜRKSAT’ın vuruluş zamanı olarak: 03:14, 03:15, 03:17 ve 03:19 olmak üzere peş peşe dört atış zamanı belirtiliyor. Bu patlama saatlerinde karakutu verisine göre 663 kuyruk numaralı F-16 daha yerde, henüz kalkış yapmamış durumda.

TBMM’ye atıldığı iddia edilen bomba için ise 153516 numaralı rapora göre verilen saat 03:22:49.
Yani 663 kuyruk numaralı uçağın kalkışından 3 dakika sonrası. Uçağın 3 dakika içinde önce TÜRKSAT’ı ardından Meclis’i toplamda 6 kez bombalamış olması gerekiyor. Ancak tüm bu zamanlar ile karakutu birbiriyle uyuşmuyor.

Tuğgeneral Hakan Evrim’e göre tüm bu verilen TÜRKSAT ve TBMM’nin Akıncı Üssü’nden kalkan uçaklar tarafından bombalanmadığını gösteriyor.

Ancak burada Akıncı Üssü’ndeki uçaklardan 11 tanesinin kriminal incelemesinin yapılmadığını, o gece karartılmış olarak kuleden izinsiz olarak kalkan uçakların bu 11 uçak olabileceğini ve bu uçakların üste görüldüğüne ilişkin şahitler bulunan emekli savaş pilotları tarafından uçurulmuş olabileceğini hatırlatmakta fayda var.

BAKIM GÖREVLİLERİNİN İFADELERİ

Akıncı Üssü’nde kalkışların yapıldığı belirtilen 143 Hat Bakım Komutanı ve Personeli’nin ifadeleri burada oldukça dikkat çekici. 143 Filo hattında çalışan bakım subayı Üsteğmen Ahmet Fatih Akbulut ifadesinde gördüklerini şöyle anlatıyor: “Sabaha kadar olan uçuşlarda hiçbir uçağımızdan hiçbir mühimmat atılmamıştır. Uçaklar gittikleri mühimmatla aynı şekilde geri dönmüşlerdir”

Aynı şekilde uçuş hattında görevli Başçavuşlar Serhat Maçar, Süleyman Soner Aksoy ve Mehmet Acı da ifadelerinde uçakların kalkış yaptıkları mühimmatla geri geldiklerini ifadelerinde belirtiyorlar.

Tuğgeneral Hakan Evrim’in savunmasında dile getirdikleri bu noktada oldukça önem taşıyor.

 

15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde “emekli pilotlar” görüldüğü mahkeme kayıtlarına girdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde “emekli pilotlar” görüldüğü mahkeme kayıtlarına girdi

Akıncı Üssü’nde o gece görülen emekli pilotlar, kayıt dışı kalkan uçaklar ve bombardıman yapıp yapmadığı incelenmeyen 11 uçak. İlk kez okuyacağınız bilgiler.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

15 Temmuz’un komuta merkezi olarak kabul edilen Akıncı Üssü’nde o gece neler olduğu henüz aydınlanabilmiş değil. ‘Rehin alındım’ diyen Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar’ın eşini defalarca arayabilmesi, çerez istemesi; rehin alındığı söylenen Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Abidin Ünal’ın elleri cebinde koridorlarda dolaşırken çekilmiş görüntüleri kafa karıştırıcı unsurlar oldu.

Komuta kademesinin o gece oraya hangi şartlarda geldiği ve o gece 15 Temmuz’un neresinde durduklarına dair iki taraftan farklı iddialar var. Komuta kademesi ile şu an darbeden yargılananların yüzleştirilmemesi soru işaretlerinin çözülmesindeki en büyük engel.

Akıncı Üssü Dosyası’nın tamamına, özellikle ek klasörlere sanıkların da avukatların da konuyla ilgilenen gazetecilerin de ulaşması engelleniyor. Ulaşılabilen dosyalar ise yepyeni çarpıcı bilgiler ortaya çıkartıyor.

Akıncı Üssü’nden kalkan uçakların yaptığı belirtilen bombardımanları ele alacağımız iki bölümlük haberin ilk bölümünde, şahitlerle mahkeme tutanaklarına geçen “O gece Akıncı Üssü’nde görülen emekli pilotlar” konusunu ele alacağım. İlk bölüm Akıncı Üssü’nde görülen sivillere de ışık tutuyor.

O GECEYİ SIR YAPAN “ARAMAMA” KARARI

Akıncı Üssü’nde olduğu iddia edilen en gizemli isim Adil Öksüz. Ancak bugüne dek Adil Öksüz’ün üste olduğuna ilişkin bir kamera kaydı ya da delil mahkemelere sunulamadı.

Adil Öksüz’ün ve bu haberde okuyacağınız çok farklı gizemli kişilerin Akıncı Üssü’nde olduğuna ilişkin iddiaları kanıtlayabilecek en önemli delil; kamera kayıtları yanında, parmak izi ve DNA izleriydi.

16 Temmuz’da polislerin üssü almasından bir süre sonra bu kamera kayıtlarına el konuldu ve parmak izi, DNA izi tespiti başladı. Ancak pas geçilen kritik bir tek yer vardı.

Akıncı İddianamesi’ne göre üsteki 143. Filo Komutanlığı darbenin yönetim merkeziydi. Bu binada bulunan ve “öğretmen gazinosu” olarak bilinen odada ise tüm darbe yönetildi.

170607 numaralı evrak, 143 Filo’da yapılan tüm arama ve el koyma işlemlerinin yer aldığı tek evrak. Savcı eşliğinde polisin yaptığı arama ve el koymalar, Yarbay Nihal Altuntop nezaretinde gerçekleştirilmiş ve imza altına alınmış. (Nihal Altuntop’un 15 Temmuz gecesi sabaha kadar Akıncı Üssü’nden MİT’e telefonla bilgi veren kişi olduğunu hatırlatalım.)

Ancak üste, parmak izi ve DNA izi araması yapılmayan tek yer, darbenin yönetildiği belirtilen “öğretmen gazinosu”. Yani 15 Temmuz’un yönetildiği iddia edilen odada o gece kimlerin bulunduğuna ilişkin gerçek delilleri verecek asıl noktada, en kritik işlemin yapılmadığı görülüyor.

Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Akıncı Üssü Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim, savunmasında bu duruma ısrarla dikkat çekip, üste ertesi gün arama yapan ekibe vurgu yapıyor:

“Bu ekip bir tek öğretmen gazinosunu araştırmamıştır. O odadan ne bir parmak izi ne DNA örneği alınmamıştır. Yani o odaya bakmadıktan sonra aslında 143 Filoya girip araştırma yapmanın anlamı yok ki. Sanırım amaç delil bulmak değil, başka şeymiş. Oradaki birilerinin ortaya çıkması istenmemiş olsa gerek.”

TSK’DAN EMEKLİ PİLOTLAR AKINCI ÜSSÜ’NDEYDİ

Tuğgeneral Hakan Evrim’in, ortaya çıkmasının istenmediği kişilerle ilgili çeşitli iddiaları var. Ancak Akıncı Davası dosyasında, bu kişilerle ilgili farklı tanık ve sanık beyanlarında izler bulmak mümkün.
142 Hat Bakım Subayı Üsteğmen Caner Fidancı’nın ifadesine göre o gece üste “TSK’dan emekli olmuş pilotlar” vardı.

Üsteğmen Fidancı verdiği ifadesinde şöyle diyor: “Sabaha karşı 142 Aviyonik Atölyesinde görevli Üsçavuş Yunus Özen bakım karargahına geldi. Sabahleyin Üs nizamiyesinden girdikten sonra Bakım Karargahı’na gelmek için araç beklerken kendisini içinde 142 Filo amblemi olan 09(Aydın ili) plakalı bordo bir Ford Fiesta marka aracın aldığını, aracı bir pilotun kullandığını ve yapılan konuşmalardan araç içindeki diğer kişilerin daha önce emekli olmuş pilotlar olduğunu öğrendiğini söyledi.”

15 Temmuz gecesi üste emekli pilotların bulunmuş olması oldukça çarpıcı bir bilgi. Bu kişilerin kimler olduğu, bu ifadenin doğru olup olmadığı, o kişilerin Ergenekon davaları nedeniyle TSK’dan erken emekli olmuş savaş pilotları olup olmadıkları soruları karanlıkta kaldı. Çünkü mahkeme dava dosyasına geçen bu ifadede ismi geçen kişileri sorgulamadığı gibi, Üs kayıtlarını bu yönde de inceletmedi ve davayı bu yönde genişletmedi.

Oysa bu oldukça önemli bir bilgi. Çünkü o gece üsten kalkan uçak sayısı ve uçak grubuyla ilgili başka ifadeler büyük bir çelişkiyi ortaya çıkartıyordu.

AKINCI’DAN KALKAN HAYALET UÇAKLAR

Akıncı Davası’nda “müşteki” sıfatıyla bulunan Yarbay Nihat Altıntop (Sabaha dek MİT’e bilgi veren yarbay) ifadesinde Akıncı Üssü’nden 15 Temmuz gecesi kalkan “ışıkları sönük ve telsiz irtibatı kurmayan uçaklar”dan sözediyor:

“Uçaklara telsizden inin diye çağrı yaptık. Zaten radarlar da aynı çağrıyı yapıyordu. Hatta hiç izinsiz, telsiz teması kurmadan uçakların bazıları hareket ediyordu. Hatta pistten bir şey geçiyor diye düşündük biz. Çünkü ışıklar teker teker kayboluyordu sırayla. Tamamen karanlık bir ortam… İlk kalkan uçak bizimle hiç temas kurmadan kalktı ve indi. Biz kendimizin tuttuğu kayıtlarda da 23.50’de kalkan o uçağı telsiz teması kurmadan inen kalkan uçak şeklinde belirttik ve savcılık heyeti de o tutanakları dosyaya koydu.”

Akıncı Davası’nda “tanık” sıfatıyla ifade veren kulede görevli astsubay Emre Özcan ise şunları söylüyor ifadesinde:

“O ara bütün uçaklar sırayla kalkıyorlardı F-16’lar. Hatta bazıları bütün ışıklarını kapatıp inişe geldiler. Biz sadece pistteki ışıkların hüzmesinden uçağın indiğini takip edebildik. Bizimle ne telsiz teması kurmuşlardı ne de herhangi bir ışıkları yanıyordu.”

Biri “müşteki” yani şikayetçi diğeri “tanık” olarak dinlenen bu iki muvazzaf Hava Kuvvetleri personelinin verdiği ifadeler birbirini teyid ediyor ve o gece Akıncı Üssü’nden “ışıkları kapalı, kuleyle telsiz teması kurmayan uçakların” kalkıp indiğini belirtiyor.

Bu nokta çok önemli. Çünkü, şu an Akıncı Davası dosyasında; Akıncı Üssü’nden kalkış yaparak darbeye katılmakla ve bombardıman yapmakla yargılanan pilotların tamamının Kule’yle telsiz dikta kayıtları mevcut.

İNCELENMEYEN 11 UÇAK

Bu durumda akla şu soru geliyor: Kuleyle telsiz dikta kaydı olmayan ama ışıkları kapalı kalkış yapan bu uçakları kullanan pilotlar kimdi? Ve bu gizemli uçaklar neden yargılama konusu değil?

Burada dönüp Akıncı Üssü’ndeki uçak sayısına bakmak gerekiyor.

Kayıtlara göre Akıncı Üssü’nde 71 uçak var. Ayrıca Diyarbakır’dan gelen 6 uçak daha o gece üste mevcut. Yani 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’nde toplam 77 uçak bulunuyor.

Savcılık emriyle, 15 Temmuz’da hangi uçakların bombardıman yaptığının belirlenmesi için TUSAŞ görevlendiriliyor. TUSAŞ, Akıncı Üssü’nde 66 uçağı inceliyor ve rapor tutuyor. 11 uçağı ise incelemiyor. Bu noktada akla bomba atıp atmadığı incelenmeyen 11 uçağın o gece “telsiz irtibatı kurmadan kalkan, ışıkları kapalı uçaklar” olup olmadıkları ve o uçakları, 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’nde görülen emekli pilotların kullanıp kullanmadıkları sorusu geliyor.

Tuğgeneral Hakan Evrim’in de aklına bu soru geliyor savunmasında şöyle diyor:

“Şimdi o gece Akıncı’da emekli pilotlar var, ışıklarını kapatıp kule ile temas kurmadan uçan uçaklar var. Sanık olan pilotların uçtukları uçakların mühimmat atmadığı bakım personeli tarafından belirtilmiştir. Tüm bunları bizler ek klasörleri aldıktan sonra öğreniyoruz. Şimdi bize ek klasörlerin verilmeme nedenini daha iyi anlıyorum. O izinsiz ve ışıkları kapalı uçuş yapan uçakları uçuranlar emekli pilotlar olabilir mi? Araştırmaya değmez miydi? Bu bilgileri duyup,bilip araştırmayan savcılara ne demek lazım bilemiyorum.”

KİLİT NOKTA NİZAMİYELERDEKİ GÖREVLİLER

Savcılığın bu konunun üzerine gitmesi için yapması gereken ilk adım, Akıncılar Üssü Nizamiye görevlilerinin ifadelerini almak olmalıydı.

Ancak bu yapılmadı. Üstelik Tuğgeneral Hakan Evrim’in yargılama sırasında bu talebi dile getirmesine rağmen:

“O gece Akıncı nizamiyesinde nöbetçi olup şu anda sanık veya tanık olan kimse yoktur. Bunların çağrılıp o kadar kişinin nasıl içeri alındığının, benim tarafımdan veya benim adıma bu kişilerin içeri alınmasına dair bir talep olup olmadığının sorulmasını…”

15 Temmuz’un yönetildiği iddia edilen 143 Filo Öğretmen Gazinosu’nda parmak izi ve DNA tespitinin yapılmaması gibi, nizamiye görevlilerinin sanık ya da tanık yapılmaması da oldukça çarpıcı bir durum.

O gece Akıncı Üssü’nde olmamaları gerekirken orada olan “siviller” ve “emekli pilotların”, Akıncı Üssü’ne girişleriyle ilgili iddiaların netleşmesi için nizamiye nöbetçilerinin ifadelerinin alınması gerekiyor. Aynı şekilde Akıncı Üssü’nde olduğu iddia edilen Adil Öksüz’ün o gece orada olup olmadığının netleşmesi açısından da bu durum önemli.

Ancak Öğretmen Gazinosu’nda parmak izi ve DNA tespiti yapmayan polis, asker ve savcılar yargılama konusu yapılmadığı gibi, nizamiye görevlileri de yargılama konusu yapılmış değiller.

YARIN: ANKARA’DAKİ BOMBARDIMANLARI KİM YAPTI?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Seçim öncesi HDP’ye yönelik baskılar ağırlaşıyor

Yerel seçimlere kısa bir süre kala Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ye yönelik baskı ve operasyonlar giderek ağırlaşıyor. Sabah saatlerinde Adana HDP il örgütüne yapılan polis baskınında 12 kişi, İzmir’de 10 kişi, Van’da ise çok sayıda HDP’li gözaltına alındı.

BOLD-Öte yandan HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü’ye 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi. HDP Diyarbakır eski Milletvekili Sibel Yiğitalp hakkında ise, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suç ve suçluyu övmek” suçlarından 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi.

ADANA İL ÖRGÜTÜNE POLİS BASKINI

HDP yerel seçimlere operasyonlar, baskılar, ötekileştirmeler arasında giriyor. HDP Adana İl Örgütü’ne sabah erken saatlerde polis tarafından baskın düzenlendi. Zırhlı araçlarla ablukaya alınan binaya giren polis, içeride “Yasadışı afiş, pankart, poster” olduğunu iddia etti.

HDP İL BAŞKANI DA GÖZALTINA ALINDI

Eş zamanlı olarak yapılan ev baskınlarında da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana İl Eş Başkanı Gülseren Tural’ın aralarında bulunduğu 12 partili gözaltına alındı. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınanlar İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Operasyonda HDP Adana İl Eş Başkanı Gülseren Tural, HDP Seyhan Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Beyaz ve HDP Adana İl Yöneticisi Zeki Eren ile isimleri öğrenilemeyen 9 HDP’linin gözaltına alındığı öğrenildi.

İZMİR’DE EV BASKINLARI: 10 GÖZALTI

Bu arada İzmir ve ilçelerinde yapılan ev baskınlarında ise 10 kişi gözaltına alındı. “Örgütle irtibatlı” oldukları gerekçesiyle gözaltına alınanlar İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gözaltına alınanlar arasında Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Bornova ilçe eş başkanı Abdullatif Kaplan da bulunuyor.

VAN’DA ÇOK SAYIDA GÖZALTI

Van merkez ile Erciş ve Çaldıran ilçelerinde de ev baskınları düzenlendi. Kent merkezinde İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şube Sekreteri Fevzi Çelenk ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası (SES) Basın Yayın ve Örgütlenme Sekreteri Gürsel Yamaç’ın da aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Erciş’te ise HDP’nin Erciş Belediye Meclis Üyesi Gülay Yılmaz’ın gözaltına alındığı öğrenildi. Çaldıran’da da aralarında HDP yöneticisinin de bulunduğu iki kişi gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi belirtilmeyen onlarca kişi il ve ilçe emniyet müdürlüklerine götürüldü.

HDP’Lİ VEKİLE 1 YIL 8 AY HAPİS CEZASI

HDP Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü hakkında, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçundan yargılandığı davada, 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi.

7 YILA KADAR HAPİS CEZASI İSTENİYOR

Sibel Yiğitalp’in 7 yıla kadar hapsi istendiHDP’nin Diyarbakır eski milletvekili Sibel Yiğitalp’e dava: 1 yıldan 7 yıla kadar hapis isteniyor. Bir etkinlikte yaptığı konuşmada Abdullah Öcalan’a selam gönderen eski HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp hakkında, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suç ve suçluyu övmek” suçlarından 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istendi.

İDDİANAME KABUL EDİLDİ

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, daha önce açılan davayla birleştirilmesi talebiyle Yiğitalp hakkında 2 ayrı suçtan hazırlanan iddianame, 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede, HDP tarafından 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri için merkez Yenişehir ilçesindeki İstasyon Meydanı’nda düzenlenen açık hava toplantısında konuşan Yiğitalp’in yaptığı konuşmada, “Öcalan’a selam gönderdiğinin tespit edildiği” yazıldı. İddianamede Yiğitalp’in 1 yıldan 7 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

HDP’lilere dinsiz diyen Erdoğan’a Temelli’den cevap: Edep diyoruz edep

Okumaya devam et

Öne çıkanlar