Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Cezaevinde kalp krizi geçirip hayatını kaybeden öğretmen Yusuf Paçacı… ‘Neden izcilik faaliyeti yaptın’ diye sorgulanmış

KHK’lı tutuklu öğretmen Yusuf Paçacı hayatını kaybetti. Ne dirisini ne ölüsünü ailesine göstermediler. KHK’lı eşi bugün kocasını son yolculuğuna uğurluyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD/ÖZEL

20 aydır Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan beden eğitim öğretmeni Yusuf Paçacı (39) geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Olay dün öğlen saatlerinde meydana geldi. Cezaevinde rahatsızlanan Paçacı Batman Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı ve hemen ameliyat edildi. Haberi alır almaz eşi, kızı, abisi ve arkadaşları hastaneye geldi. Doktor “Durumu çok kritik, her şeye hazırlıklı olun” demesine rağmen ailesinden hiç kimsenin hastayı son kez görmesine müsaade edilmedi. İzin almak için Batman Adliyesi’ne koşturan aile vefat haberini burada aldı.

Tekrar hastaneye dönüp eşinin cenazesini görmek isteyen Selda Paçacı’ya yine izin verilmedi. “Ne dirisini gösteriyorsunuz, ne ölüsünü, biz ne yapacağız ki…” serzenişlerine rağmen “Savcı gelip görmeden, incelemeden size gösteremeyiz” cevabı verildi.

NEDEN İZCİLİK FAALİYETİ YAPIYORSUN DİYE SORGULANDI

Aslen Erzincanlı olan Yusuf Paçacı, 20 yıldır Batman’da yaşıyor ve Batman Cumhuriyet Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordu. Önce ilkokul öğretmeni olan Paçacı sonra branş değiştirip beden eğitimi öğretmeni olmuştu. İzcilik konusunda faal ve uzman bir eğitimciydi. Türkiye İzcilik Federasyonu Batman İl Temsilcisi’ydi. Batman’da gerçekleştirilen tüm izcilik faaliyetlerinde öncülük yapıyor, Batman İzcilik Kulübü’nde ve Batman Valiliği’nin projelerinde görev yapıyordu. Öğrencilerini İstanbul’a, Çanakkale’ye izcilik faaliyetine götürecek kadar idealist bir öğretmendi. Fakat sırf bu etkinliklerden dolayı bile suçlandı. Paçacı ayrıca Avrupa Birliği projeleri konusunda da uzmandı.

672 sayılı KHK ile ihraç edildikten sonra, Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalarda 20 ay önce tutuklanan ve 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Paçacı’nın cezasını istinaf mahkemesi bir haftada onayladı. Dosyası Yargıtay aşamasındaydı. Tutuklanma nedeni ise ‘adını veren tanıklar ve valilik çatısı altında gerçekleştirilen Sosyal Destek Projeleri (SODES)’ydi. Mahkeme sırasında bu projeleri neden yaptığı dahi sorgulandı. Yakınları, 14 kişilik koğuşta 28 kişi kalan, stres yaşayan ve ümitsizliğe düşen Paçacı’nın geçirdiği kalp krizini bu duyguların tetiklediğini söylüyor.

‘NE ÖLÜSÜNÜ NE DİRİSİNİ GÖSTERİYORSUNUZ, BİZ NE YAPABİLİRİZ Kİ…’

Cezaevlerinde hayatını kaybeden insanların ailelerine yapılan insani olmayan uygulamalara aileler isyan ediyor. Yusuf Paçacı’nın eşi Selda Paçacı, “Kalp krizi geçirdi, ameliyat edildi. Hastanede yoğun bakımda yatıyor. Görmek istedik. Oradaki askerlere, görevlilere yalvardık. 5-10 metre de olsa görmek istiyoruz dedik. Savcılıktan izin almanız gerekli dediler. Savcılıktan hemen izin alınmıyor. Doktor ‘durum çok kritik, her şeye hazırlıklı olun’ deyince eşi çok kötü oldu. Süreci hızlandırmak için avukatla görüştük. Batman Adliyesi’ne gittik. Savcının yanına çıktık, kimlikleri verdiğimiz anda telefon geldi. Vefat haberini aldık. Ondan sonra da göstermediler. Dirisini göstermediniz, bari ölüsünü gösterin. Vefat etti, neden göstermiyorsunuz diye söyledik, yine savcılık izni gerekli dediler. Yoğun bakım ünitesinden almışlar, morga götürmüşler, morga indik. Orada da yetkililere söyledik. Savcı gelip görmeden, incelemeden size gösteremeyiz dediler. Olay yeri inceleme geldi, savcılık geldi. Bütün işlemler bittikten sonra sadece abisinin görmesine izin verildi.” dedi.

GERİDE YETİM BİR KIZ ÇOCUĞU KALDI

KHK’dan ihraç edilen İngilizce öğretmeni Selda Paçaçı ve Yusuf Paçacı çiftinin 14 yaşında bir kız çocukları var. Yusuf Paçacı’nın cenazesi, 17 Nisan 2019’da Erzincan Refahiye Kalkancı Köyünde ikindi vaktinde kılınan cenaze namazından sonra defnedildi.

Selda-Yusuf Paçacı ve kızları 14 yaşındaki Semranur’un bir açık görüş sırasında çekilen son fotoğraflarından…

YUSUF PAÇACI CEZAEVİNDE ARKADAŞLARIYLA…

Zeytin çekirdeklerinden tespih yapmak için çekirdekleri duvara sürterek şekil veriyorlar.

 

GÜLTEN BIÇAKÇI’YA DA EŞİNİ GÖSTERMEDİLER 

Dün bir vefat haberi de Antalya’dan geldi. 34 aydır Isparta E Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Bekir Bıçakçı, 13 Nisan 2019’da cezaevi banyosunda düşerek beyin kanaması geçirmişti. 74 yaşındaki eğitim gönüllüsü kaldırıldığı Antalya’daki özel bir hastanede dün (16 Nisan 2019) hayatını kaybetti. Eşi Gülten Bıçakçı’ya da tüm uğraşlarına rağmen eşini son anda görmesine izin verilmedi.

Genel

Tutuklu gazeteci Özcan: İnsan cezaevinde anılarının yasını tutuyor

Tutuklu gazeteci Zafer Özcan, Akhisar Süleymanlı Cezaevi’nden kızı Ebrar Beyza Özcan’a bir mektup yazdı. Özcan, mektubunda, “Oysa insan cezaevinde anı yaşayamıyor. Anı ve hayal, umut ve karamsarlık arasında bir araf bizim halimiz. Şunu farkettim, burada insan anılarıyla yaşıyor gibi görünse de aslında anılarının yasını tutuyor.” diyor.

Kronos’da yer alan habere göre, 7 Mart 2019’da memleketi Akhisar’da gözaltına alınarak tutuklanan gazeteci Zafer Özcan, Akhisar Süleymanlı Cezaevi’nden kızı Ebrar Beyza Özcan’a bir mektup yazdı. Yaklaşık 2 buçuk aydır cezaevinde olan Özcan’ın ilk duruşması 27 Haziran’da Manisa’da yapılacak.

Özcan kızına yazdığı mektupta, “insan cezaevinde anı yaşayamıyor. Anı ve hayal, umut ve karamsarlık arasında bir araf bizim halimiz” ifadelerini kullanıyor: “Şunu farkettim, burada insan anılarıyla yaşıyor gibi görünse de aslında anılarının yasını tutuyor. Bazen bir trenin çığlığıyla dahi olsa hayata tutunabileceğini, insan yaşamında kaç kez hissedebilir ki?”

İşte Zafer Özcan’ın kızı Ebrar Beyza Özcan’a yazdığı, onun da ‘Trenin Çığlığı-Babamdan Mektup Var” başlığı ile Hercümerç. adlı blogunda paylaştığı duygu dolu mektup:

“Biliyor musun Ebrar, burada yaşadığımız aslında gerçeküstü bir hayat. Geçici olduğunu bildiğimiz ama ne zaman geçeceğini bilmediğimiz, hak etmediğimiz ama yaşamak zorunda olduğumuz, kalmak istemediğimiz ama bırakıp da gidemediğimiz, şartları sevmesek de değiştiremediğimiz, hiç alışamasak da yerleştiğimiz, tuhaf bir yaşam döngüsü.

O gerçeküstü yaşam döngüsünden beni alıp, gerçek hayatın içine fırlatan, hemen her gün bir kez duyduğum tren sesi. Muhtemelen yakınlarımızda bir tren yolu geçidi var ve uyarı sesi her gün çalıyor. O sesi duyunca, belki sana tuhaf gelebilir ama iyi hissediyorum.

O gerçeküstü döngü bir anlığına da olsa kırılıveriyor ve hayatla aramızdaki kalın duvarların arasından bir ışık sızıyor. Anlık belki ama hayatın müjdesini taşıyor o ışık, varlığını haber veriyor. İşte bana her gün hayatın ışığını taşıyan o trende seyahat eden insanları düşünüyorum o anda.

Hayalleri, umutları, dertleri, tasaları, sevinçleri, hüzünleriyle seyahat eden insanlar. Trenin kendilerini nereye götürdüğünü biliyor ama hayatın iktidarı hakkında muhtemelen hiçbir fikirleri yok. Bugünkü mutluluk veya hüzünlerinin yarın nasıl değişebileceği hakkında da düşünmüyorlar ve anı yaşıyorlar. Hayatın bir tılsımı da bu aslında, sana “anı yaşama” fırsatı sunuyor.

Oysa insan cezaevinde anı yaşayamıyor. Anı ve hayal, umut ve karamsarlık arasında bir araf bizim halimiz. Şunu farkettim, burada insan anılarıyla yaşıyor gibi görünse de aslında anılarının yasını tutuyor. Bazen bir trenin çığlığıyla dahi olsa hayata tutunabileceğini, insan yaşamında kaç kez hissedebilir ki?

Yine hayatın veya buradaki döngünün bir cilvesi olsa gerek, bu satırları yazmaya ara verdiğimde okuduğum kitapta şu cümle çıktı karşıma; “yaşam bir trendir, atla” sence de öyle değil mi? Yaşam bir tren ve birbirine hiç benzemeyen durakları var. Doğum gibi, evlilik gibi, çocuk sahibi olmak gibi, ayrılık gibi, ölüm gibi, cezaevi gibi…

Cezaevi durağında trenin çığlığı nasıl beni hayatın içine bir an dahi olsa fırlatıveriyorsa, ruhumu ve kalbimi o hayatın bir parçası gibi hissettiren “o günden” de bahsetmem gerekir elbette. Salı günlerinden bahsediyorum, görüş günümüzden. Her salı cam bölmenin gerisinde anneni görüp, telefon ahizesini elime aldığımda ruhumu saran tecritten kurtulup, çarşaf gibi bir denizin üstünde, sakin ve huzurlu bir yolculuğa çıkıyorum.

Hayatımda belki hiçbir zaman önemsemediğim ve üzerinde durmadığım o 40 dakikanın, 40 dakikalık bir zaman diliminin tadını doyasıya çıkarıyorum. 45 yıllık hayatımın yarısında benimle olan ve acı tatlı yığınla şeyi paylaştığım, daima kendimi yanında huzurlu ve güvende hissettiğim kadını, o 40 dakika dinlemenin ve izlemenin, o yaralı ruhuma ve kalbime ne kadar iyi geldiğini, sonraki 167 saat 20 dakika boyunca her an hissediyorum.

Ve sonra buradaki haftalık 168 saatimin, 167 saat 20 dakika sonra başlayacak olan o 40 dakikaya odaklandığını fark ediyorum. Benim için buradaki zamanı genişleten ve ferahlatan o 40 dakikaya…

Sanırım buradan çıktığımda salı günleri ve 40 dakika, hayatımda önemli bir yere sahip olacak. Şunu aklından çıkarma Ebrar, hayatta sahip olduğun ve kullanabildiğin her şey ama her şey tek başına çok kıymetli. Ve bunu, 40 dakikalık o zaman dilimine sahip olabilmek için, 167 saat 20 dakika beklemek zorunda kalmadan anlayabilmen en kıymetlisi…”

Dışişleri Bakanlığı, BM’deki “Tutuklu gazeteciler” toplantısını iptal ettiremeye çalıştı

Okumaya devam et

Genel

İstanbul Havalimanı’ndan kalkan uçak Ankara’ya Bulgaristan üzerinden uçtu

Türk Hava Yolları’nın İstanbul-Ankara seferini gerçekleştiren yolcu uçağı Bulgaristan ve Kırım hava sahasına kadar açıldı.

Airport Haber’in haberine göre, İstanbul Havalimanı’ndan Ankara’ya uçuş düzenleyen tek havayolu şirketi olan Türk Hava Yolları’nın TK2108 sefer sayılı uçağı ilginç bir rota izledi.

Normal şartlarda yaklaşık 45 dakika süren İstanbul-Ankara hattında farklı bir rotadan uçuş gerçekleştiren B777-300ER tipi yolcu uçağı, Bulgaristan ve Kırım FIR (Flight Information Region) hattı üzerinden Ankara’ya iniş gerçekleştirdi. Diğer ülke hava sahaları üzerinden başkente uçan TC-LJA kuyruk tescilli uçak seferini 1 saat 16 dakikada tamamladı.

İstanbul Havalimanı’nda uçak aydınlatma direğine çarptı: Direğin orada ne işi var?

Okumaya devam et

Genel

Nesli tehlike altındaki kuşları yok edecekler

Merkez Av Komisyonu, nesli küresel ölçekte tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patka kuş türlerinin avlanmasına izin verdi. 27 doğa koruma kuruluşu bir araya gelerek bir deklarasyon metni yayınlamış ve başlatılan imza kampanyasına katılan 65 binin üzerinde imzacı ile beraber Merkez Av Komisyonu’ndan nesli tehlike altındaki üveyik ve elmabaş patkanın avının tamamen yasaklanmasını talep etmişti.

 

KARAR TEPKİ TOPLADI

Merkez Av Komisyonu toplantısında, Türkiye doğası ve doğa koruma çalışmaları açısından eleştiri odağı olan kararlara imza atıldı. Nesilleri küresel ölçekte tehlike altında olarak “Kırmızı Liste” türleri içerisinde bulunan üveyik ve elmabaş patkanın avlanmasına izin verilen toplantı kararları, doğa koruma kuruluşları, doğa severler ve hayvan hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. Görevlerinden biri korunacak türleri belirlemek olan ve çoğunluğu avcılardan oluşan Merkez Av Komisyonu, aldığı kararla nesli küresel ölçekte tehlike altında olan kuş türlerinin avlanmasına bir kez daha izin vermiş oldu.

 

ÜVEYK YÜZDE 78 AZALDI

Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) verilerine göre, üveyik nüfusu son 40 senede % 78, elmabaş patka nüfusu ise son 20 yılda % 50 gibi çok büyük bir oranda azaldı. Her iki tür de dünya ölçeğinde korunması gereken türler arasında yer alıyor. Konuya dikkat çekmek ve nesli tehlike altındaki kuşların avının yasaklanması amacıyla bir araya gelen 27 kurum ve 65 binin üzerinde imzacının talepleri göz ardı edilerek, 2019-2020 av sezonunda, bir avcının, bir av gününde 3 üveyik, 2 elmabaş patka vurmasına izin verildi. Yoğun tepkiler üzerine haftalık kuş avı gün sayısının 4 günden 3 güne düşürüldüğü dikkat çekti. Komisyon 2018-2019 av sezonunda bir av gününde 5 üveyik, 6 elmabaş patka vurulmasına izin vermişti. Av günü sayısının ve av kotalarının düşürülmesine rağmen Merkez Av Komisyonu toplantısında alınan kararlar, doğa korumacılar tarafından bilimsel gerçeklikler ve kamu vicdanı gözetilmeden alınmış olmakla eleştiriliyor.

 

KARAR İTİRAZ EDİLECEK

Kararın ardından açıklama yapan 27 kurum ve doğa severler, nesli küresel ölçekte yok olma tehlikesinde olan üveyik ve elmabaş patkanın avına hâlâ izin veriliyor olmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Alınan karara itiraz edeceklerini belirten kurumlar, yaşam hakkının tüm canlılar için pazarlık edilemez en doğal hak olduğunu vurguladı.

Nesli tehlike altındaki kuşlar için bir araya gelen 27 kurum ve on binlerce destekçi adına konuşan Türkiye’nin ilk yaban hayatı uzmanlarından Tansu Gürpınar, “Alınan karar hem Türkiye doğası, hem de Türkiye’deki doğa koruma çalışmaları açısından son derece yanlış. Türkiye taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca nesli tehlike altındaki türleri korumayı taahhüt etmiştir. Görevlerinden biri koruma altına alınacak türleri belirlemek olan Merkez Av Komisyonu, aldığı bu kararla tarihi bir yanlışın altına imza atmıştır” dedi.

Okumaya devam et

Öne çıkanlar