Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Gandhi’nin torunundan Anneler Günü mesajı: Türkiye’deki anne ve çocukları birbirinden ayırmayın

Mahatma Gandi’nin torunu Ela Gandhi Anneler Günü dolayısıyla Türkiye’deki tutuklu kadınlar ve bebekler için bir mesaj yayınladı.

BOLD ÖZEL- Hindistan bağımsızlık hareketinin efsane lideri Mahatma Gandhi’nin torunu, kadın hakları savunucusu Ela Gandhi Anneler Günü’nde Türkiye’de bebekleriyle tutuklu anneler ve tutsak kadınlar için bir video mesaj yayınladı.

İnsan hakları ve hak ihlalleri üzerine düzenli olarak raporlar, grafikler ve akademik makaleler yayınlayan Advocates of Silenced Turkey (AST)’nin, 12 Mayıs Anneler Günü için hazırladığı özel videoya konuşan Ela Gandhi şöyle dedi:

“Bu günü kutlarken; çocukları hapsedilmiş ya da kendileri parmaklıklar arkasında, dünyanın her yerinde ama özellikle Türkiye’de baskı ve zorbalığa maruz kalmış anneleri de düşünmemiz ve anmamız, hatırlamamız gerekiyor. Çocuklar anneleriyle beraber olmalıdır. Bu Tanrı’nın da isteğidir”.

Gençlik yıllarında Hindistan’da çocuk esirgeme kurumunda çalışan Ela Gandhi, hukuksuzluğun bir an evvel bitmesi gerektiğini de sözlerine ekleyerek şöyle devam etti: “Bu günün Türkiye’de ve Dünya’nın diğer bölgelerinde, annelik haklarından mahrum bırakılmış annelere yapılan zulmün ve bunun etkilerinin anlaşıldığı, hukuksuzların sona erdiği gün olmasını umut ediyoruz. Bugünü kutlayalım, mutlu olalım, lakin bugün sizlere bahsettiğim anneleri de aklımızın bir köşesinden çıkarmayalım”.

Aynı zamanda aktivist olan Gandhi 1940 Güney Afrik doğumlu. Mahatma Gandhi’nin (1869-1948) ikinci oğlu Manilal Gandhi’nin kızı. Ülkesinde kadın hakları ve eşitlik konusunda önemli çalışmaları bulunan Ela Gandhi daha önce yaptığı açıklamalarda “Haksızlıklara karşı mücadele etmeyi dedemden öğrendim” demişti.

TUTUKLU ANNELERİN VE BEBEKLERİN YANINDAYIZ

Videoda Ela Gandhi’nin dışında tarihçi, hukukçu, gazeteci ve milletvekillerinin de mesajları yer alıyor. Hukukçu James Harrington Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin duyurulması için ellerinden geleni yaptıklarını, tutuklu annelerin yanlarında olduklarını ve onların güçlü olmalarını arzu ettiklerini söyledi.

Tarih profesörü Lopita Nat, tutuklu anne ve bebeklerin serbest bırakılması için dünyaya çağrıda bulunduğunu, Federal milletvekili Raja Krishnamoorthi ise hiçbir annenin haksız bir şekilde tutuklanmaması gerektiğine inandığını söyledi.

Kanadalı Barış ve İnsan Hakları Merkezi Direktörü Renee Vaugeois de anneler için adalet çağrısında bulunarak yaşanan insan hakları ihalllerinin durması için hükümetlere çağrıda bulunulması gerektiğini anlattı. Türkiye’de tutuklu bulunan kadınların tek suçunun bir fikre, bir gruba yakın olduğunu ifade etti.

YUNAN GAZETECİ THOMAS SİDERİS: KADIN VE ÇOCUKLAR TERÖRİST DEĞİLDİR

Almanya’daki göçmen Türk annelerini ziyaret eden ve onların Türkiye’den Yunanistan’a geçerken yaşadıkları zorluklara tanıklık eden Profesör Vonya Womack, hamile kadınların doğumdan hemen sonra cezaevine götürülmelerine dikkat çekti.

Gözyaşlarını tutamayan Womack, dileğinin bu kadınların Türkiye’de yaşadıklarını dünyada daha fazla insanın duyması ve annelerin bebekleriyle birlikte bir an evvel serbest kalması olduğunu anlattı. Öğretmen, bilim insanı ve profesörlere yapılan haksızlıkların ise büyük bir insan hakları ihlali olduğunu vurguladı.

Yunan gazeteci ve yönetmen Thomas Sideris, Türkiye’de insan hakları konusunda özellikle kadınların uzun süredir yaşadıkları problemelere dair uluslararası birçok rapor olduğuna dikkat çekerek, tutuklu kadın ve çocukların terörist olmadığını ve bundan duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

HUKUKUN UYGULANMASINI TALEP EDİYORUZ

Merkezi ABD’de bulunan AST’nin sözcüsü Hafsa Girdap:
“Türkiye’deki hukuksuzluğun ve adaletsizliğin mağduru olan yüzbinlerce insanın içinde en fazla izdirap çeken, bu mağduriyetten en fazla etkilenen hiç tartışmasız anneler ve çocukları, tüm dünyada olduğu gibi. 6 binden fazla anne, 700’den fazla bebek hapishanelerde insani olmayan şartlarda tutuklu. Hamile, yeni doğum yapmış kadınların tutukluluğu; 0-6 yaş arası çocukların kendilerine hiç uygun olmayan hapishane koşullarında yasamak zorunda bırakılması gerek uluslararası hukuk gerekse bu normlara imza atılarak oluşan ülke içi hukukta yeri olmayan bir haksızlık. Bizler bu adaletsizliğin bir an önce sona ermesi için AST olarak video mesajlarda da gördüğünüz üzere çağrıda bulunuyor ve hukukun uygulanmasını talep ediyoruz.”

BOLD ÖZEL

Tutuklu hamile Hatice Şahnaz dün gece doğum yaptı

3 haftalık hamileyken tutuklanan, sosyal medyadan yükselen tepkilere rağmen tahliye edilmeyen Hatice Şahnaz, dün gece doğum yaptı ve bebeğiyle hastanedeki mahkum odasına konuldu. Yarın hastaneden taburcu edilecek olan Şahnaz, bebeğiyle birlikte tekrar cezaevine gönderilecek.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD/ÖZEL –4 Eylül 2018’den bu yana Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Hatice Şahnaz (28) dün gece doğum yaptı. Antalya Muratpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bulunan anne ve bebeğin sağlık durumu şimdilik iyi.

Jandarmalar eşliğinde refakatçisiz olarak doğum yapan Hatice Şahnaz, ardından bebeğiyle birlikte hastanedeki “mahkum odası”na kondu.

Bir kız çocuk dünyaya getiren Hatice Şahnaz, cezaevine girdiğinde 3 haftalık hamileydi. Hamile olduğunu cezaevinde öğrenen genç anne, hamilelik gibi zor bir süreci cezaevinde geçirdi. 3 kilo dünyaya gelen bebeğe Safiye adı verildi.

BABA HÜSEYİN ŞAHNAZ: “KIZIMI VE EŞİMİ CEZAEVİNE GÖNDERMEYİN”

Baba Hüseyin Şahnaz, “Dün gece saat 1-2 gibi doğum başlamış. Hastaneye getirmişler. Normal bir doğum yapmış eşim. Kızım Safiye’nin ve eşimin sağlık durumu şimdilik iyi. Ama eşimin psikolojisi biraz kötü. Çok fazla dikiş atıldığı ağrısı olduğunu söyledi. Artık bu saatten sonra kanunların uygulanması istiyoruz. Eşimi ve kızımı cezaevine göndermeyin” dedi.

Bir ifadede adı geçtiği için tutuklanan Şahnaz’ın dosyası şu anda Yargıtay’da. 5275 Sayılı İnfaz Kanunu’na göre hamile kadınlar gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, ceza infazı da doğumdan itibaren 6 ay sonraya ertelenmesi gerekiyor.

Tutuklu hamile Hatice Şahnaz’ın annesi: Doğuma beş gün kaldı, kızımı serbest bırakın

Tutukladığı hamile kadına hakim tesellisi: Üzülme 6 aylık olunca istinaf bırakır

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

HSYK’dan ihraç edilen hakimi Columbia Üniversitesi havada kaptı 

Uluslararası hukuk alanında Japonya’dan doktoralı hakim Emrah Tanyıldızı KHK’yla ihraç edildi. Türkiye’de ne avukatlık yaptırıldı ne iş bulabildi. Colombia Üniversitesi dahil 8 üniversiteden kabul aldı. Bir beyin sürgünü hikayesi…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL

Türkiye’de büyük bir beyin göçü yaşanıyor. Yıllardır kendine yatırım yapan her meslek grubundan insan maruz kaldığı ötekileştirme sürecinden sonra ülkesini terk etti, ediyor.

Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından Şubat 2017’de ihraç edilen hakim Emrah Tanyıldızı (39) hiçbir gerekçe gösterilmeden mesleğinden edildi, gözaltına alındı. Ülkesinde tutunmak için çok uğraştı. Türkiye Barolar Birliğinden avukatlık ruhsatı almasına rağmen yaptığı haksız ve hukuksuz uygulamalarla bu dönemde tarihe geçen Adalet Bakanlığı onu da iptal ettirdi.

Tanyıldızı yine yılmadı. Japonya’da uluslararası hukuk alanında doktora yapan Tanyıldızı bu kez akademisyen olmak için şansını denedi. Başta Bilgi Üniversitesi olmak üzere İstanbul’daki tüm özel üniversitelere başvurdu. Hepsinde öğretim üyesi olabilecek donanıma sahipken öğrenci olarak dahi kabul edilmedi.

Ve çareyi 11 yıl hakimlik yaptığı ülkesinden ayrılmakta buldu. Meriç Nehri üzerinden önce Yunanistan’a, oradan da Amerika’ya geçen Tanyıldızı, ABD’de başvuru yaptığı 8 üniversiteden kısa bir sürede kabul aldı.

Fakat tercihi, haksızlığa maruz kalmış bir hukukçu olarak insan hakları hukukunda dünyada bir numaralı okul olarak gösterilen Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesinden yana. Kabul mektubu 15 Mayıs 2019’da eline geçen Tanyıldızı çok mutlu fakat okuyabilmek için bir kampanya başlattı.

Emrah Tanyıldızı yaşadıklarını BOLD’a anlattı:

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Erzincanlıyım. Tipik bir Anadolu ailesinde büyüdüm. Babam memur, annem ev hanımı. Lise eğitimimi Ankara’da tamamladım. 2005’te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum. 2007’de Hakim ve Savcılar Sınavını geçerek göreve başladım. Şırnak ve Tekirdağ illerinde görev yaptım. En son 2016 Haziran’da İstanbul Büyükçekmece Adliyesine atanmıştım.

Japonya’da doktora yaptınız sanırım. O eğitimizden bahseder misiniz?

O dönemde Avrupa Birliği fonları ve Amerika’da ve başkaca birçok yerde burs imkânı vardı. 2011’de Japon Milli Eğitim Bakanlığından bir burs kazandım (Monbukagakusho) ve Kyushu Üniversitesi’nde Young Leaders’ Program adlı bir master programına kabul edildim. Özellikle hukukçulara hitap eden uluslararası hukuk programdı. Bir yıl için gitmiştim, doktoraya devam ettiğimden 4 yıla çıktı eğitim. Uluslararası hukuk ve devletlerin sorumluluğu üzerine çalıştım.

Emrah Tanyıldızı doktora mezuniyetinde, doktora öğrencileri adına mezuniyet konuşmasını yapmıştı.

Türkiye’ye ne zaman döndünüz?

2015 Ekim ayında Tekirdağ’a görevimin başına döndüm. 2016 Haziran’da İstanbul Büyükçekmece Adliyesine yeni tayin olmuştum. 15 Temmuz’dan kısa bir süre önce. Evde oturuyordum, evde televizyon olmadığı için darbe girişiminden haberim yoktu. Hatta çok ilginç bir şey anlatayım. Darbe haberini Japon bir arkadaşım arayıp söyledi, o zaman Türkiye’deydi kendisi.

Gözaltına alınan ilk hakimler arasında mıydınız?

İlk listede yoktum. 6 ay işime devam ettim. 2016 Aralık’ta bir listede adımı gördüm. Zaten gözaltına alındık. Çağlayan Adliyesinde üç gün gözaltında kaldık. 52 hakim ve savcıya operasyon yapılmıştı. Üç gün sonunda ifade verdik ve mahkeme hepimizi adli kontrolle serbest bıraktı.

Neden gözaltına alınmıştınız, iddia neydi?

Gerekçe ile ilgili hiçbir şey söylenmedi. Hiçbirimizin dosyası savcıda yoktu. İddia sunamadılar. O dönemde hakim ve savcı dosyalarının soruşturmasını Ankara Cumhuriyet Savcılığı yürütüyordu. İstanbul’a da oradaki hakim ve savcıları gözaltına alma talimatı veriyorlardı.

Peki ne zaman ihraç oldunuz?

Gözaltına alınınca açığa alınmıştık zaten. Üç ay sonra 2017’de Şubat’ta ihraç ettiler. Mesleğime geri dönmek istiyordum, çünkü vicdanım rahattı. Serbest kalınca HSYK’ya gittim. Ne oldu, neden diye öğrenmeye çalıştım ama muhatap bulamadık.

Başka bir iş bulabildiniz mi?

Avukatlık yapabilmek için İstanbul Barosu’na başvurdum. Şöyle bir kural var. Bizim meslekten ihracımız herhangi bir disiplin ya da cezai soruşturmaya dayanmıyor. Dolayısıyla hakimlik tecrübemiz olduğu için staj yapmadan direkt avukatlık yapabiliyoruz. Normalde baronun bizi kabul etmesi lazım. Ama İstanbul Barosu başvurumu reddetti. İhraç edildiğim için. İtiraz ettim. Türkiye Barolar Birliği’ne başvurdum. Barolar Birliği beni haklı buldu. Avukatlık ruhsatı verildi ve kısa bir süre İstanbul’da avukatlık yaptım. Tabi bu arada Adalet Bakanlığı boş durmuyor.

Niye ki, artık ihraç edildiniz, hala mı uğraşıyorlar?

Evet, İdare Mahkemesi’ne HSYK’dan ihraç edilen kişiler hakkında verilen ruhsatın iptaline ilişkin davalar açtılar. İdare Mahkemesi durdurma kararı verdi, avukatlık yapmamızı engelledi. Yüzlerce hakim avukatlık yapabilmek için aynı yolu denedi. Ama olmadı.

Böyle olunca siz de Türkiye’den ayrılmaya mı karar verdiniz?

Her ihraç edilen insan gibi ben de değişik işlerde çalıştım, özel dersler verdim, eşim de bir yerde iş buldu, hayatımızı öyle idame ettirmeye başladık. Avukatlığa ihraç olduktan ancak bir yıl sonra başvurabildim. Bu süreçte adliyeden tanıdığım arkadaşlarımın davalarını izlemeye gittim. Çok komik nedenlerle insanların hüküm aldığını, tutuklu kaldığını gördüm. Meslektaşlarımız acımasızca hücrelerde tutuluyorlardı. Sizin dosyanız güçlü olsa da, hakkınızda herhangi bir şey olmasa da bu bir işe yaramıyordu. Her kapımız çalındığında acaba polis mi geldi psikolojisiyle 1,5-2 yıl yaşadık. Acaba izleniyor muyum, hakkımızda hiç olmadık bir iddia çıkar mı korkusuyla yaşıyorduk. İkinci kez geldiklerinde bu kadar şanslı olamayabilirdik. Artık dayanılmaz bir hal alınca ayrılmaya karar verdik. Ekim 2018’de Meriç’ten geçip ayrıldık Türkiye’den.

Aslında Türkiye’de tutunmak için elinizden geleni yapmışsınız.

Evet hayata tutunmaya çalıştık. Gerek profesyonel gerekse de akademik olarak uzun yıllardır hukukçu kimliğimle memleketime hizmet ettim. Türkiye’de elimden geldiğince kendimi yetiştirmeye çalıştım, benim profilimde Türkiye’de hakim, savcı bulmanız zor. Akademik formasyonum, yaşadığımız tecrübe… Ama bunun kıymetinin bilinmemesi, bir zulme tesadüfen muhatap olma riski, onun dışında artık istediğim yaşamı bir daha hiç yaşayamayacağımı bilmek… Ben belki bunlara katlanırdım fakat ailemin katlanmasını istemedim. Akademisyenlikten kopmamak için İstanbul’da birçok özel üniversiteye başvurdum. Hoca olamadım ama öğrenci olayım düşüncesindeydim. Mesela Bilgi Üniversitesinde İnsan Hakları Yüksek Lisans Programına başvurdum. Ama öğrenci olarak bile kabul etmediler.

Onlar niye almadılar, ne sebep gösterdiler?

Yüzüme ya da cevap e-malinde öyle bir şey söylemiyorlar ama ihraç edildiğim için tabi. O üniversitelerde hoca olabilecek, ders verebilecek profildeydim. Bu da benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.

Başvuruları sadece maille mi yaptınız, yüz yüze görüşme oldu mu?

Öncelikle CV’mi gönderdim, akademide görev almak istediğimi söyledim. Hemen geri dönüşler oldu. Buyrun gelin görüşelim dediler. Sonra ihraç edildiğimi söyleyince bir daha cevap alamadım. İstanbul’daki bütün özel üniversitelere başvurdum. Sonuç değişmedi.

Bilgi Üniversitesinde kiminle görüştünüz?

Bilgi Üniversitesinde yüksek lisans için öğrencilik mülakatımı yapanlar arasında Turgut Tarhanlı vardı. Birkaç ay sonra kendisi gözaltına alındı. Osman Kavala’nın dosyasıyla bağlantısı var diye. Ben şimdi Bilgi Üniversitesi beni kabul etmedi derken onları suçlamıyorum, bunu özellikle vurgulamak isterim. Anlıyorum herkesi, öyle bir korku iklimi oluşturuldu. Turgut Tarhanlı büyük bir hukukçudur. Görüşlerini beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı, ama Türkiye’nin uluslararası hukuk alanında yetiştirdiği kıymetli insanlardan biridir.

Evli ve iki oğlu bulunan Emrah Tanyıldızı, ABD’de Türk bir hocadan özel ney dersleri de almaya başlamış.

Columbia Üniversitesi’ne kabulünüz nasıl oldu? Ne zaman yaptınız başvuruyu? Hemen mi cevap verdiler?

Kasım 2018’de ABD’ye geldik. ABD’de en iyiler listesindeki top 10-15 üniversiteye başvurdum. Aslında geç kalmıştım başvurular için. Durumu izah ettim, yeni geldiğimi, tekrar hızlı bir şekilde hukuka dönmek istediğimi söyledim, birçoğu kabul etti. Tüm aşamaları geçtikten sonra Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi İnsan Hakları Programına (LL.M.) kabul edildim.

Başka hangi üniversitelerden geri dönüş oldu?

Georgetown, Duke, Northwestern, UCLA, Minnesota, Fordham, Indiana University, UC Gould’dan kabul aldım. Columbia Üniversitesi insan hakları çalışmalarında dünyada bir numara olduğu için tercihim bu üniversiteden yana. Ama maalesef burs başvurularını kaçırdım. Columbia Üniversitesinde iki sömestri okuyacağım. Bunun için 67 bin dolar istiyorlar. Okulla halen görüşme halindeyim. İndirim almak için uğraşıyorum. Normalde toplam maliyeti 97 bin dolar okulun. Ama geri kalan miktarı yarı zamanlı işlerde çalışıp kendim tamamlayacağım.

Ve okuyabilmek için ‘Emrah’ı Columbia’ya gönder’ adlı bir kampanya başlattınız… 

Burada eğitim çok pahalı biliyorsunuz, devlet üniversitelerinin de ücretleri aşağı yukarı aynı. Columbia Üniversitesi insan hakları konusunda dünyada bir numaralı bir okul. O yüzden bu fırsatı kaçırmak istemiyorum. Buradan mezun olanlar Birleşmiş Milletler ve başkaca uluslararası kuruluşlarda rahatlıkla iş bulabiliyorlar. Ayrıca bu benim için sadece bir kariyer planı değil, haksızlığa uğramış bir hukukçu olarak hikayemin de insani boyutunu tüm dünyayla paylaşmak istiyorum. İnsan hakları üzerine yapacağım çalışmalarla elimden gelen katkıyı sunmaya çalışacağım. Columbia bu anlamda sesimi duyurabileceğim çok kritik bir platform olacak benim için.

EMRAH TANYILDIZI’NIN KABUL MEKTUBU 

İnsan hakları hukuku çalışmalarında Dünya’daki en iyi 10 okul listesi:
https://llm-guide.com/lists/top-llm-programs-by-speciality/top-10-llm-programs-for-human-rights-law

Columbia Üniversitesi toplam masrafı gösteren ilgili tablo:
https://www.law.columbia.edu/admissions/graduate-legal-studies/tuition-fees-and-financial-aid

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mahkeme kararıyla evinin kapısına “Terör örgütü üyesidir” yazısı asıldı

Kayseri’de bir akademisyenin evinin kapısına mahkeme kararıyla 1 ay süreyle terör örgütü üyesi olmaktan yargılandığı ve mallarına el konulabileceğine ilişkin yazı asılması kararlaştırıldı.

MUSTAFA KUZEY

BOLD/ÖZEL-15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketi’ne yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında on binlerce eğitimci tutuklandı. Kayseri’de yürütülen soruşturma kapsamında yargılanan Mehmet Alauddin İslamoğlu’nun resmi adresinin bulunduğu evin kapısına, mahkeme kararıyla “Terör örgütü üyesidir” yazısı asıldı.

Kayseri 2’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada verilen ara kararda sanık Mehmet Alauddin İslamoğlu’nun, resmi adresinin bulunduğu Altunoluk Mahallesi Muhtarlığı’na “Aslı ilanı” gönderildi.

MAHKEMENİN İLANI BİR AY SÜREYLE ASILI KALACAK

Mahkemenin 17 Mayıs günü gönderdiği ara kararda İslamoğlu’nun son ikametgâhı olan Melikgazi İlçesi Altunoluk Mahallesi’ndeki adresinde bir ay süreyle asıl kalmak suretiyle ilan tutanağının asılmasına karar verildi.

Mahkemenin muhtarlığa gönderdiği yazıda İslamoğlu’nun “Terör örgütüne üye olma” suçundan yargılandığı ifade ediliyor.

30 kişinin sanık olarak yargılandığı Kayseri 2’inci Ağır Ceza Mahkemesi, gıyabında yargılama yaptığı Mehmet Alauddin İslamoğlu’nun 15 gün içerisinde teslim olmadığı takdirde hakkında CMK’nın 248’inci maddesi gereğince; “Türkiye’de bulunan mallarına, hak ve alacaklarına amaçla orantılı olarak, el konulabileceği ve gerektiğinde idaresi için kayyum atanabileceği İLANEN TEBLİĞ olunur” şeklinde belirtildi.

Okumaya devam et

Öne çıkanlar